Aile Hukuku

Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Kulaçoğlu Hukuk Bürosu · Hukuki inceleme: Av. Tamer Kulaçoğlu
Yayın: 12 Aralık 2016 · Son güncelleme: 1 Kasım 2026 · 15 dk okuma
Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedeniyle Boşanma Davası

Haysiyetsiz hayat sürme, toplumun genel ahlak ve şeref anlayışına aykırı bir yaşam tarzının benimsenip sürdürülmesidir. Eşlerden biri böyle bir hayat sürüyor ve bu nedenle onunla birlikte yaşamak diğer eşten beklenemiyorsa, Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesi uyarınca boşanma davası açılabilir.

Genelev işletmek, sürekli kumar oynamak, zina düzeyine varmasa da mahremiyete aykırı yakın ilişkileri yaşam biçimi haline getirmek, haysiyetsiz hayat sürmeye örnek gösterilen durumlardandır. Bu yazıda kavramın sınırlarını, davanın şartlarını, Yargıtay’ın aradığı süreklilik ölçütünü, ispat yollarını ve boşanmanın tazminat, nafaka ve velayet bakımından sonuçlarını ele alıyoruz. Aynı maddede düzenlenen diğer sebebi küçük düşürücü suç işleme nedeniyle boşanma yazımızda ayrıca anlattık.

Kısaca
Dayanak nedir?
TMK m. 163. Madde, küçük düşürücü suç işlemeyi ve haysiyetsiz hayat sürmeyi birlikte düzenler.
Tek bir olay yeter mi?
Hayır. Davranışın süreklilik kazanması ve bir yaşam tarzına dönüşmesi gerekir.
Dava süresi var mı?
Kanunda süre yoktur; eş “her zaman” dava açabilir. Ancak uzun süre hoşgörü göstermek davayı zayıflatabilir.
Kendiliğinden boşanma kararı verilir mi?
Hayır. Nispi bir sebeptir; birlikte yaşamanın davacı eşten beklenemeyeceği ayrıca gösterilmelidir.

Haysiyetsiz hayat sürme nedir?

Haysiyetsiz hayat, kişinin onurunu ve toplum içindeki saygınlığını zedeleyen, genel ahlak anlayışıyla bağdaşmayan bir yaşam biçimidir. Kanun bu kavramı tanımlamaz ve hangi davranışların bu kapsama girdiğini saymaz. Sınırları kesin değildir; hakim somut olayın özelliklerine, güncel toplumsal değerlere ve Yargıtay içtihatlarına göre takdir yetkisini kullanır.

Haysiyet anlayışı zamana ve topluma göre değişebilir. Bir dönem ağır karşılanan bir davranış bugün olağan sayılabilir; tersine, eskiden üzerinde durulmayan bazı davranışlar bugün daha ciddi değerlendirilebilir. Bu nedenle mahkeme, kararını verdiği tarihteki toplumsal değerleri ölçü alır.

TMK m. 163

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Kanun metnindeki “hayat sürme” ifadesi bilinçli bir tercihtir. Kanun koyucu, sürekli hale gelmiş bir yaşam tarzını boşanma sebebi saymıştır; tek tek eylemler bu maddenin konusu olmaz. Bu nedenle bir kez kumar oynamak ya da bir kerelik ahlaka aykırı bir davranışta bulunmak bu madde için yeterli değildir; böyle davranışlar ancak genel boşanma sebebi kapsamında kusur olarak değerlendirilebilir.

Hangi davranışlar haysiyetsiz hayat sayılabilir?

Uygulamada ve öğretide haysiyetsiz hayat sürmeye örnek gösterilen başlıca davranışlar şunlardır. Her örnekte belirleyici olan, davranışın süreklilik kazanmış olması ve mahkemenin somut olaydaki takdiridir.

  • Evlilik dışı ilişkinin yaşam biçimine dönüşmesi: Eşin üçüncü kişilerle belirli bir süre boyunca evlilik dışı ilişki yaşaması; ilişkinin kiminle yaşandığı sonucu değiştirmez. Cinsel birleşme ispatlanmışsa zina sebebi (TMK m. 161) de gündeme gelir.
  • Fuhuş ve fuhşa aracılık: Düzenli olarak para karşılığı cinsel ilişki, randevu evi veya genelev işletmek, bu amaçla mekan sağlamak.
  • Bağımlılıklar: Ayyaşlık düzeyine varan alkol bağımlılığı, uyuşturucu kullanımı ve aile bütçesini sürekli tehlikeye atan kumar bağımlılığı. Bu konulara ayrı yazılarımızda değindik: alkol, kumar, uyuşturucu.
  • Suç niteliğindeki yaşam biçimleri: Uyuşturucu ticareti ve insan ticareti gibi faaliyetlerin sürekli bir uğraş haline getirilmesi. Bu davranışlar aynı zamanda küçük düşürücü suç oluşturur.
  • Teşhircilik: Toplum içinde tekrarlanan, ar duygusunu inciten davranışlar.
  • Gereksiz dilencilik: Ekonomik durumu iyi olmasına rağmen dilencilik yapmak.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 09.11.2009 tarihli, 2009/16450 E., 2009/19112 K. sayılı kararında, başka bir kişinin kimliğini kullanarak bir süre iki ayrı kişiyle evlilik dışı birlikte yaşayan eşin haysiyetsiz hayat sürdüğü ve ortak hayatın diğer eşten beklenemeyeceği kabul edilmiştir.

Davanın şartları

1. Davranış bir yaşam tarzı haline gelmiş olmalı

Yargıtay, haysiyetsiz hayatın genel toplumsal değerlere aykırı olmasını, süreklilik göstermesini ve diğer eş için ortak hayatı çekilmez kılmasını aramaktadır (2. HD, 26.06.2012, 2011/22536 E., 2012/17686 K.). Evlilik dışı ilişkiler bakımından da ilişkinin yaşam tarzı olarak benimsenmiş ve zaman içinde sürdürülmüş olması gerektiği vurgulanmıştır (2. HD, 28.12.2011, 2011/1829 E., 2011/23825 K.).

2. Yaşam tarzı evlilik sırasında devam etmeli

Haysiyetsiz yaşam evlenmeden önce başlamış olabilir. Önemli olan, evlilik süresince de devam etmesidir. Eş, evlenmeden önceki yaşam tarzını evlilikle birlikte tamamen bırakmışsa bu geçmiş boşanma davasına dayanak yapılamaz. Evlenmeden önce bilerek gizlenmiş önemli bir durum söz konusuysa, şartları varsa evliliğin iptali davası düşünülebilir.

3. Eşin kendi iradesiyle hareket etmiş olması

Haysiyetsiz hayat sürme, kusura dayanan bir boşanma sebebidir. Eş bu yaşam tarzına kendi iradesi dışında, tehdit veya zorlama sonucu sürüklenmişse kusurlu sayılmaz. Zorla uyuşturucu kullandırılan ya da istemediği halde fuhşa zorlanan eş bu duruma örnektir. Bu kişi bir suçun mağdurudur ve korunmaya muhtaçtır; ona karşı bu madde uygulanamaz.

4. Birlikte yaşamak diğer eşten beklenemiyor olmalı

Haysiyetsiz hayat sürme nispi bir boşanma sebebidir. Davranışın varlığı tek başına boşanmaya yetmez; bu davranış yüzünden ortak hayatın davacı eş için katlanılmaz hale geldiği de ispatlanmalıdır. Şu durumlarda bu şart tartışmalı hale gelir:

  • Her iki eşin de aynı yaşam tarzını benimsemesi: İki eş de bağımlıysa ya da aynı yaşam biçimini paylaşıyorsa, birinin diğerine karşı bu sebebe dayanması dürüstlük kuralına aykırı görülebilir.
  • Uzun süre hoşgörü gösterilmesi: Durumu bildiği halde yıllarca evliliği sürdüren eşin, birlikte yaşamanın kendisinden beklenemeyeceğini ispatlaması güçleşir.
  • Davacının kendi tam kusuru: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tam kusurlu eşin kendi kusuruna dayanarak boşanma elde edemeyeceğini belirtmiştir (17.06.2015, 2014/32 E., 2015/1655 K.).

Diğer boşanma sebeplerinden farkı

Haysiyetsiz hayat sürme; küçük düşürücü suç, onur kırıcı davranış ve genel boşanma sebebiyle sık karıştırılır. Aşağıdaki tablo temel farkları özetler.

Sebep Ne aranır? Çekilmezlik ayrıca aranır mı? Dava süresi
Haysiyetsiz hayat sürme (m. 163) Süreklilik kazanmış bir yaşam tarzı Evet Kanuni süre yok
Küçük düşürücü suç (m. 163) Evlilik içinde işlenmiş utanç verici bir suç; tek eylem yeterli olabilir Evet Kanuni süre yok
Onur kırıcı davranış (m. 162) Eşe yönelik ağır derecede onur kırıcı davranış Hayır Öğrenmeden 6 ay, her halde 5 yıl
Evlilik birliğinin sarsılması (m. 166/1) Ortak hayatı çekilmez kılan her türlü olay ve davalının kusuru Evet Kanuni süre yok

İki sebep arasındaki temel ayrım şudur: Küçük düşürücü suçta tek bir eylem yeterli olabilir, haysiyetsiz hayatta ise süreklilik zorunludur. Bir eşin bir kez hırsızlık yapması küçük düşürücü suç olabilir; sürekli olarak suç gelirleriyle yaşaması ise aynı zamanda haysiyetsiz hayat sürme niteliğindedir.

Dava açma süresi var mı?

TMK m. 163, zina (m. 161) ve hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m. 162) sebeplerinden farklı olarak hak düşürücü bir süre öngörmez. Kanun “her zaman” ifadesini kullanır; eş, haysiyetsiz yaşam devam ettiği ve ortak hayat çekilmez olduğu sürece dava açabilir.

Bu kural sınırsız değildir. Eşin yaşam tarzını öğrendikten sonra uzun süre dava açmaması, evliliği olağan biçimde sürdürmesi, birlikte tatile gitmesi ve aile ilişkilerini her zamanki gibi devam ettirmesi; mahkemece durumun kabullenildiği, affedildiği ya da hoşgörüyle karşılandığı şeklinde yorumlanabilir. Bu durumda çekilmezlik şartının gerçekleşmediği sonucuna varılabilir. Bu nedenle, olayı öğrendikten sonra makul bir süre içinde harekete geçmek önemlidir. Davanın nasıl açılacağını boşanma davası açma rehberimizde anlattık.

Af ve hoşgörü

TMK m. 161 ve 162’den farklı olarak 163. maddede “affeden tarafın dava hakkı yoktur” kuralı açıkça yer almaz. Buna karşın Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre affedilen veya en azından hoşgörüyle karşılanan olaylar sonradan karşı tarafa kusur olarak yüklenemez (2. HD, 07.03.2016, 2015/14215 E., 2016/4389 K.). Yaşam tarzı af sonrasında da sürüyorsa, devam eden davranışlar yeni bir dava sebebi oluşturur. Bu nedenle davacının, durumu öğrendiği tarihi ve o tarihten sonra yaşananları açıkça anlatması önem taşır.

İspat ve deliller

İspat yükü davacı eştedir. Davacı, haysiyetsiz yaşamın süreklilik taşıdığını, evlilik sırasında devam ettiğini ve kendisi için ortak hayatı çekilmez kıldığını ortaya koymalıdır. Boşanma davalarında hakim, olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz; delilleri serbestçe takdir eder ve tarafların ikrarı onu bağlamaz (TMK m. 184). Bu nedenle davalı eşin “evet, böyle yaşıyorum” demesi bile tek başına boşanma kararı için yeterli değildir.

  • Tanık beyanları: Yaşam tarzını doğrudan gözlemlemiş komşular, akrabalar, iş arkadaşları.
  • Fotoğraf, video ve yazışmalar: Hukuka uygun yollarla elde edilmiş olmaları şartıyla.
  • Sosyal medya ve dijital deliller: Herkese açık paylaşımlar, ilanlar, profil bilgileri.
  • Ceza dosyaları: Hakkında açılmış ceza davaları ve mahkumiyet kararları; mahkeme bunları ilgili ceza mahkemesinden getirtebilir.
  • Kolluk ve idari kayıtlar: Polis tutanakları, idari para cezaları, işyeri denetim kayıtları.

Yaşam tarzıyla bağlantılı bir ceza davası sürüyorsa aile mahkemesi, o davanın sonucunu bekletici mesele yapabilir (HMK m. 165). Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararında saptanan maddi olgular boşanma davasında güçlü bir delildir. Beraat kararı ise boşanma davasını kendiliğinden sonuçsuz bırakmaz; çünkü ceza hukukunda suçun unsurlarının oluşmaması, aynı davranışın aile hukuku bakımından haysiyetsiz bir yaşam biçimi sayılmasına engel olmaz.

Delil toplarken hukuka uygun davranın. Yargıtay, eşin konutuna gizli kamera veya ses kayıt cihazı yerleştirerek elde edilen kayıtları hukuka aykırı delil saymakta ve bunlara dayanarak karar verilemeyeceğini kabul etmektedir (2. HD, 27.06.2024, 2023/7996 E., 2024/5004 K.). Bu tür yöntemler ayrıca ceza sorumluluğu doğurabilir.

Tazminat, nafaka ve mal paylaşımı

Maddi ve manevi tazminat

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, kusurlu eşten uygun bir maddi tazminat isteyebilir (TMK m. 174/1). Maddi tazminat, evliliğin sağladığı ekonomik güvencenin kaybı ve boşanma nedeniyle katlanılacak ekonomik zararlar içindir. Diğer eşin yaşam tarzı yüzünden işini kaybetmek veya işinden ayrılmak zorunda kalmak da bu kapsamda değerlendirilebilir.

Boşanmaya yol açan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan eş ise manevi tazminat isteyebilir (TMK m. 174/2). Eşin yaşam tarzının çevrede duyulması nedeniyle yaşanan itibar kaybı, utanç ve ruhsal sıkıntı bu tazminatın konusudur. Manevi tazminatın amacı mağdur eşin uğradığı manevi zararı gidermektir; kusurlu eş için bir ceza niteliği taşımaz. Hakim miktarı; fiilin ağırlığını, tarafların sosyal ve ekonomik durumunu ve mağduriyetin derecesini dikkate alarak hakkaniyete göre belirler. Ayrıntılar: boşanmada maddi ve manevi tazminat.

Yoksulluk nafakası

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla diğer eşten nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Haysiyetsiz hayat süren eş genellikle ağır kusurlu kabul edildiğinden yoksulluk nafakası talep edemez. Diğer eş ise yoksulluk şartını taşıyorsa nafaka isteyebilir; miktar belirlenirken tarafların gelir durumu, boşanmayla uğranılan ekonomik kayıp ve boşanma sonrası yaşam koşulları dikkate alınır.

Mal paylaşımı

Haysiyetsiz hayat sürme, edinilmiş mallara katılma rejiminde kusurlu eşin katılma alacağını kendiliğinden azaltmaz. Kanun, artık değerdeki payın hakkaniyete göre azaltılmasına veya kaldırılmasına yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada izin verir (TMK m. 236/2). Mal paylaşımı genel kurallara göre yapılır.

Velayet ve kişisel ilişki

Velayet, çocuğun üstün yararı ilkesine göre belirlenir (TMK m. 182). Ebeveynin haysiyetsiz yaşam sürmesi, velayetin kendiliğinden kaybedilmesi sonucunu doğurmaz; mahkeme bu yaşamın çocuğa etkisini inceler. Değerlendirmede şu sorulara cevap aranır:

  • Güvenlik: Ebeveyn çocuğun güvenliğini tehlikeye atıyor mu?
  • Etkilenme: Yaşam biçimi çocuğu doğrudan veya dolaylı olarak nasıl etkiliyor?
  • Gelişim: Çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimi için hangi ebeveyn daha uygun?
  • Çatışma: Çocuk, ebeveynler arasındaki olaylardan ne ölçüde etkileniyor?
Velayetin diğer ebeveyne verilme ihtimali artarÇocuk zarar görüyorsaEbeveyn çocuğa doğrudan zarar vermişse, çocuk bu yaşam tarzı nedeniyle fiziksel veya ruhsal zarar görmüşse ya da yetiştirilme ortamı olumsuz etkileniyorsa. Uyuşturucu, fuhuş veya tehdit içeren bir ortam bu duruma örnektir.
Velayet korunabilirÇocuk etkilenmiyorsaYaşam tarzı çocuğa doğrudan zarar vermemişse, ebeveynin olumlu bir ebeveynlik rolü oynadığı anlaşılmışsa veya pedagog ve sosyal hizmet uzmanı raporu olumluysa.

Velayet kendisine verilmeyen ebeveynle çocuk arasında kişisel ilişki kural olarak kurulur. Çocuğun huzuru tehlikeye düşüyorsa mahkeme bu ilişkiyi sınırlayabilir veya kaldırabilir (TMK m. 324). Ayrıntılar için boşanmada velayet yazımıza bakabilirsiniz.

Görevli ve yetkili mahkeme

Boşanma davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri ya da eşlerin davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m. 168). Davacı eş bu iki yerden birini seçebilir.

Haysiyetsiz hayat sürme nispi bir sebep olduğundan ve ispatı güç olabileceğinden, dilekçede bu sebebe dayanırken genel boşanma sebebine (TMK m. 166/1) de kademeli olarak dayanılması uygulamada sık başvurulan bir yoldur. Böylece özel sebep ispatlanamasa bile aynı olaylar genel sebep kapsamında değerlendirilebilir.

Dava sürerken geçici önlemler

Dava açılınca hakim, eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların bakımı ile korunması için gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169). Tedbir nafakası, çocukların geçici olarak bir eşin yanında kalması ve diğer eşle kişisel ilişkinin düzenlenmesi bu kapsamda istenebilir. Eşin yaşam tarzı aileye yönelik tehdit veya şiddet içeriyorsa, boşanma davasını beklemeden 6284 sayılı Kanun uyarınca koruyucu ve önleyici tedbir talep edilebilir.

Sık yapılan hatalar

  • Tek bir olaya dayanarak haysiyetsiz hayat sürme iddiasında bulunmak; süreklilik ögesini ispat etmemek.
  • Durumu yıllarca bilip evliliği olağan biçimde sürdürdükten sonra dava açmak ve çekilmezliği açıklayamamak.
  • Eşin itirafına güvenip başka delil toplamamak.
  • Gizli kamera, izinsiz telefon erişimi gibi hukuka aykırı yollarla delil toplamak.
  • Yalnız özel sebebe dayanıp genel boşanma sebebini kademeli olarak ileri sürmemek.
  • Çocuğa etkiyi somut olarak ortaya koymadan velayetin kendiliğinden verileceğini düşünmek.
Eşinizin yaşam tarzı evliliğinizi sürdürülemez hale mi getirdi?
Hangi sebebe dayanılacağını ve delillerin nasıl toplanacağını online görüşmede birlikte değerlendirelim.

Sık sorulan sorular

Haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davası için süre var mı?

Kanunda hak düşürücü süre yoktur; eş her zaman dava açabilir. Ancak durumu öğrendikten sonra uzun süre evliliği sürdürmek, çekilmezlik şartının gerçekleşmediği veya hoşgörü gösterildiği şeklinde değerlendirilebilir.

Eşimin ahlaka aykırı davranışı bir kez yaşandı; bu madde uygulanır mı?

Hayır. “Hayat sürme” ifadesi süreklilik gerektirir. Tek bir olay ise genel boşanma sebebi kapsamında kusur olarak ileri sürülebilir; ağır derecede onur kırıcı nitelikteyse TMK m. 162 de gündeme gelebilir.

Ceza davasında mahkumiyet şart mı?

Hayır. Yaşam tarzı tanık, belge ve diğer delillerle ispatlanabilir. Bununla birlikte varsa ceza dosyaları güçlü delil niteliği taşır ve mahkeme bunları getirtebilir.

Eşimin bu yaşamı benimsemesinde zorlama varsa ne olur?

Tehdit veya zorlama altında bu yaşama sürüklenen eş kusurlu sayılmaz. Böyle bir durumda öncelik onun korunmasıdır; zorlayan kişi diğer eşse onun davranışı ağır kusur oluşturur.

Haysiyetsiz hayat süren eş velayeti kaybeder mi?

Kendiliğinden kaybetmez. Mahkeme yaşam tarzının çocuğa etkisini inceler; çocuk zarar görüyorsa veya yetiştirilme ortamı olumsuz etkileniyorsa velayet diğer ebeveyne verilir.

Boşanma davam reddedildi; ne yapabilirim?

İlk derece mahkemesinin kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir (HMK m. 345). Ret kararı kesinleşse bile, sonradan gerçekleşen yeni olaylara dayanarak yeniden dava açmak mümkündür.

Bu yazı, yayın ve güncelleme tarihindeki mevzuat ve kararlara göre genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki görüş niteliğinde değildir. Somut durumunuz için bir avukata danışmanızı öneririz.

Kulaçoğlu Hukuk Bürosu
Yazı hakkında
Kulaçoğlu Hukuk Bürosu
Aile Hukuku
Tamer KulaçoğluHukuki inceleme: Av. Tamer Kulaçoğlu, Kurucu Avukat

Büromuz 1993'ten bu yana aile hukuku, miras ve gayrimenkul uyuşmazlıklarında dava ve danışmanlık hizmeti veriyor.

Online Görüşme Planla
Bu konuda hukuki desteğe mi ihtiyacınız var?

Bize ulaşın; konunuzu doğru avukatla görüşmenizi sağlayalım.

Bize Ulaşın