Vergi yargılaması; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerden kaynaklanan uyuşmazlıkların, idare ile mükellef arasındaki hukuki ilişki çerçevesinde yargı denetimine tabi tutulmasını sağlayan özel bir yargılama alanıdır. Vergi idaresi tarafından tesis edilen tarh, ceza, tahakkuk ve tahsil işlemleri, belirli usul ve süreler içinde vergi yargısının denetimine götürülebilmektedir.
Vergi yargılaması süreci, kendine özgü usul kuralları, hak düşürücü süreler ve özel ispat rejimi nedeniyle, genel idari yargılamadan ayrılan önemli özellikler taşır. Bu nedenle dava açma sürecinin, dilekçe şartlarının, yürütmenin durdurulması taleplerinin ve mahkeme kararlarının sonuçlarının doğru şekilde değerlendirilmesi, mükellef haklarının etkin biçimde korunması açısından büyük önem arz eder.
Bu yazıda; vergi yargılamasının hukuki niteliği, dava açma süreci, yargılama usulü, vergi mahkemelerince verilebilecek kararlar, kanun yolları ve verilen kararların uygulanması hususları, uygulamadaki temel esaslar çerçevesinde ele alınmaktadır.
Yazı İçeriği
- 1. Vergi Yargılamasının Hukuki Niteliği
- 2. Vergi Yargılamasında Dava Açılması
- 3. Vergi Yargılamasında İspat ve Deliller
- 4. Vergi Yargılamasında Yürütmenin Durdurulması Kararı
- 5. Vergi Mahkemelerince Verilebilecek Kararlar ve Sonuçları
- 6. Vergi Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yolları
- 7. Vergi Yargılaması Neticesinde Verilen Kararların Uygulanması
1. Vergi Yargılamasının Hukuki Niteliği
Vergi yargılaması, vergi idaresi tarafından tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetimini amaçlayan, idari yargı içinde yer alan özel bir yargılama alanıdır. Bu yargılama türü, kamu gücüne dayalı olarak tek taraflı tesis edilen vergi işlemlerinin mükellef hakları bakımından denetlenmesini sağlayarak hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesine hizmet eder.
Vergi yargılaması, genel idari yargılamaya tabi olmakla birlikte; kendine özgü dava türleri, süreler ve ispat kuralları nedeniyle özel nitelik taşır. Bu yönüyle vergi uyuşmazlıklarının çözümünde hem maddi vergi hukukunun hem de usul hukukunun birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılar.
1.1. Vergi Davalarının Kapsamı
Vergi davaları; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin olarak vergi idaresi tarafından tesis edilen tarh, ceza, tahakkuk ve tahsil işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkları kapsar. Bu kapsamda, vergi aslına, vergi cezalarına, gecikme faizi ve gecikme zammına ilişkin işlemler vergi yargısının denetimine tabidir.
Ayrıca, vergi idaresinin işlem tesis etmemesi veya talebi zımnen reddetmesi gibi durumlar da, koşulları oluştuğu takdirde vergi davasına konu edilebilmektedir. Vergi yargısında esas olan, idari işlemin hukuka uygunluğunun denetlenmesidir.
1.2. Vergi Yargısında Görev ve Yetki
Vergi uyuşmazlıklarında görevli mahkeme, kural olarak vergi mahkemeleridir. Vergi mahkemeleri; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ile bunlara ilişkin cezalar hakkında açılan davalara ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakar.
Vergi davalarında yetkili mahkeme ise, genel kural olarak dava konusu vergi işlemini tesis eden idarenin bulunduğu yer mahkemesi esas alınarak belirlenir.
1.3. Vergi Davasının Tarafları
Vergi davalarında davacı sıfatı, kural olarak vergi borcu yüklenen veya vergi işleminden doğrudan etkilenen mükellefe aittir. Bazı hâllerde sorumlular veya mirasçılar da davacı sıfatıyla vergi davası açabilmektedir.
Davalı taraf ise, vergi işlemini tesis eden ilgili vergi idaresidir. Vergi yargılamasında taraf sıfatı, dava konusu işlemin hukuki niteliğine göre belirlenir ve tarafların doğru gösterilmemesi usulî sorunlara yol açabilir.
1.4. Vergi Yargılamasında Taraf Ehliyeti ve Dava Ehliyeti
Taraf ehliyeti, bir kişinin vergi davasında taraf olabilme yeteneğini; dava ehliyeti ise bu davayı bizzat veya yasal temsilci aracılığıyla yürütebilme yeterliliğini ifade eder. Gerçek kişilerde dava ehliyeti, fiil ehliyetine; tüzel kişilerde ise yetkili organlar ve temsilciler aracılığıyla kullanılır.
Vergi yargılamasında taraf ve dava ehliyetinin bulunmaması hâlinde, dava usulden reddedilebilir. Bu nedenle özellikle şirketler, tüzel kişiler ve mirasçılar bakımından ehliyet konusunun dava açılmadan önce dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
2. Vergi Yargılamasında Dava Açılması
Vergi davalarında dava açma süreleri, dava konusu edilen işleme göre değişiklik göstermekle birlikte, genel olarak vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinden itibaren otuz gün içinde dava açılması gerekmektedir. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, süresinde dava açılmaması hâlinde işlem kesinleşir.
Bazı hâllerde, uzlaşma, düzeltme-şikâyet veya pişmanlık gibi idari başvuru yollarına başvurulması, dava açma süresini durdurabilir veya yeniden başlatabilir. Ancak bu durumlar somut olaya göre değerlendirilmelidir. Dava açma süresinin doğru hesaplanması, vergi yargılamasında telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi bakımından kritik öneme sahiptir.
2.1. Vergi Davalarında Dava Açma Süreleri
Vergi davalarında dava açma süreleri, dava konusu edilen işleme göre değişiklik göstermekle birlikte, genel olarak vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinden itibaren otuz gün içinde dava açılması gerekmektedir. Bu süre, hak düşürücü nitelikte olup, süresinde dava açılmaması hâlinde işlem kesinleşir.
Bazı hâllerde, uzlaşma, düzeltme-şikâyet veya pişmanlık gibi idari başvuru yollarına başvurulması, dava açma süresini durdurabilir veya yeniden başlatabilir. Ancak bu durumlar somut olaya göre değerlendirilmelidir. Dava açma süresinin doğru hesaplanması, vergi yargılamasında telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi bakımından kritik öneme sahiptir.
2.2. Dava Dilekçesi ve Başvuru:
Vergi yargılaması, davacı sıfatını haiz mükellefin, vergi idaresi tarafından tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla vergi mahkemesine başvurmasıyla başlar. Bu başvuru, yazılı usule uygun şekilde düzenlenecek bir dava dilekçesi ile yapılır ve dilekçenin kanuni dava açma süresi içinde mahkemeye sunulması zorunludur.
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3 ve 5. maddeleri uyarınca dava dilekçesinde; davanın konusu, hukuki ve maddi sebepleri ile talep sonucu açık ve anlaşılır biçimde belirtilmelidir.
İlk İnceleme:
Vergi mahkemesi, dava dilekçesinin sunulmasını takiben, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesi kapsamında dilekçeyi usul yönünden incelemeye tabi tutar. Bu aşamada; görev, yetki, süre, ehliyet ve dilekçenin şekli unsurları değerlendirilir.
Dilekçede eksiklik veya usulsüzlük tespit edilmesi hâlinde, bu eksikliklerin giderilmesi için davacıya süre verilir. Verilen süre içinde eksikliklerin tamamlanmaması durumunda, dava usulden reddedilebilir.
2.3. Duruşma Talebi:
Vergi yargılamasında yargılama usulü kural olarak dosya üzerinden yürütülür. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca, vergi mahkemelerinde duruşma yapılması zorunlu değildir. Ancak mahkeme, uyuşmazlığın niteliğini dikkate alarak re’sen duruşma yapılmasına karar verebileceği gibi, taraflardan birinin talebi üzerine de duruşma yapılabilir.
Taraflarca duruşma talep edilmesi hâlinde, mahkeme bu talebi değerlendirir; talebin reddedilmesi hâlinde gerekçesini kararında belirtir. Duruşma yapılmasına karar verilmesi durumunda, taraflar duruşmaya davet edilir ve iddia ile savunmalarını sözlü olarak açıklama imkânı bulurlar
3. Vergi Yargılamasında İspat ve Deliller
Vergi yargılamasında genel kural olarak, taraflar iddialarını dayandırdıkları maddi vakıaları ispat etmekle yükümlüdür. Vergi davalarında ispat yükü, uyuşmazlığın niteliğine göre mükellef ile vergi idaresi arasında değişkenlik gösterebilir. Bu kapsamda, vergi idaresi tesis ettiği işlemin hukuka uygunluğunu ortaya koymakla; mükellef ise idarenin tespitlerinin gerçeği yansıtmadığını ispatlamakla yükümlü olabilir.
Vergi yargılamasında delil serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Taraflar, dava konusu edilen vergi işlemine ilişkin olarak iddialarını desteklemek amacıyla her türlü hukuka uygun delili ileri sürebilirler. Ancak bu serbesti sınırsız olmayıp, bazı ispat araçları vergi yargılamasında delil olarak kabul edilmemektedir.
Bu çerçevede;
- Tanık beyanları: Vergiyi doğuran olayla doğrudan ve açık bir illiyet bağı bulunmayan tanık beyanları, vergi yargılamasında kural olarak delil olarak değerlendirilmez.
- Yemin: Yemin müessesesi, vergi davalarında bir ispat aracı olarak kabul edilmez.
Vergi yargılamasında esas olan, belgeye dayalı ve objektif nitelikteki delillerin değerlendirilmesi suretiyle uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıdır.
4. Vergi Yargılamasında Yürütmenin Durdurulması Kararı
Vergi yargılamasında genel olarak, vergi davasının açılmasıyla birlikte dava konusu işlemin yürütülmesi kendiliğinden durmaktadır. Bu sebeple, vergi mahkemesi tarafından ayrıca bir yürütmenin durdurulması kararı verilmesine gerek kalmaz.
Ancak, yürütmenin kendiliğinden durması kuralının bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalar arasında:
- İhtirazi Kayıtla Beyanname Verilmesi: Mükellefin, vergi beyannamesini ihtirazi kayıtla (itiraz hakkını saklı tutarak) vermesi durumunda, tarh edilen vergiye karşı açılan davalarda yürütme kendiliğinden durmaz. Bu durumda, yürütmenin durdurulması için mahkemeden ayrıca talepte bulunulması gerekir.
- Tahsil Aşamasındaki İşlemler: Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) kapsamında düzenlenen işlemler gibi tahsil aşamasına geçilmiş işlemlere karşı açılan davalarda da yürütme kendiliğinden durmamaktadır.
- İşlemden Kaldırılan Dosyaların Yeniden İşleme Konulması: Daha önce işlemden kaldırılmış bir dosyanın tekrar işleme alınması durumunda yürütmenin durması kendiliğinden gerçekleşmez. Bu gibi durumlarda yürütmenin durdurulması talep edilmelidir.
- Kanun Yollarına Başvurma Halleri: Olağan ve olağanüstü kanun yollarına başvurulması durumunda yürütme kendiliğinden durmaz. Bu durumda, yürütmenin durdurulması için özel bir başvuru yapılması gereklidir.
Bu istisnai durumlarda, mükellefler, yürütmenin durdurulması için mahkemeye başvurarak, işlemin dava sonuçlanıncaya kadar askıya alınmasını talep edebilirler.
5. Vergi Mahkemelerince Verilebilecek Kararlar ve Sonuçları
Vergi mahkemeleri, vergi davalarında yapılan incelemeler sonucunda çeşitli kararlar alabilmektedir. Bu kararlar, davanın seyrini ve davaya konu edilen işlemin hukuki durumunu etkileyerek taraflar üzerinde farklı sonuçlar doğurur. Vergi mahkemelerinin verebileceği başlıca kararlar ve bu kararların sonuçları aşağıda açıklanmıştır:
5.1. Davanın Kabulü Kararı
Vergi mahkemesi, davacı mükellefin iddialarını haklı bularak davanın kabulüne karar verebilir. Bu durumda mahkeme, vergi idaresinin işleminin hukuka aykırı olduğuna hükmeder ve dava konusu işlemin iptaline karar verir. İptal kararı, ilgili vergi borcunun veya cezanın kaldırılmasını sağlar ve mükellef, dava konusu edilen işlemden doğan yükümlülüklerden kurtulur.
5.2. Davanın Reddi Kararı
Mahkeme, davacının iddialarını yeterli delillerle desteklemediğini veya hukuki açıdan haklı olmadığını tespit ederse davanın reddine karar verir. Bu durumda vergi idaresinin işlemi geçerli sayılır ve mükellefin itirazları reddedilmiş olur. Reddedilen davada, davacı mükellef karar kesinleştikten sonra vergi borcunu veya cezayı ödemekle yükümlü hale gelir.
5.3. Kısmi Kabul ve Kısmi Red Kararı
Mahkeme, davacı mükellefin bazı iddialarını haklı bulurken, diğer iddialarını yetersiz veya haksız bulabilir. Bu durumda, mahkeme davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verir. Örneğin, vergi cezasının bir kısmının kaldırılması veya vergi borcunun belirli bir oranında indirime gidilmesi gibi durumlar söz konusu olabilir. Kısmi kabul ve kısmi red kararı, mükellefin yükümlülüğünün bir kısmını hafifletebilir, ancak diğer kısmının geçerliliği korunur.
5.4. Usulden Ret Kararı
Mahkeme, dava dilekçesinin yasal süresinde verilmediğini, davanın yetkili olmayan bir mahkemede açıldığını veya diğer usule ilişkin eksiklikler bulunduğunu tespit ederse davayı esastan incelemeden reddedebilir. Usulden ret kararı, davanın şekil şartlarına uygun olmaması durumunda verilen bir karardır. Bu durumda davacı, eksik veya hatalı başvuru nedeniyle hak kaybına uğrar ve davayı yeniden açması gerekebilir.
5.5. Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı
Vergi mahkemesi, dava sürecinde tarafların başvurularının ardından meydana gelen bazı özel durumlarda “karar verilmesine yer olmadığı” hükmüne varabilir. Bu karar, özellikle mevzuat değişikliği, taraflar arasında uzlaşma sağlanması veya dava konusunun ortadan kalkması gibi hallerde verilir. Örneğin, dava konusu edilen vergi işlemi, yasal düzenlemelerdeki değişiklikle kendiliğinden geçerliliğini yitirmişse veya davacı ile vergi idaresi arasında uzlaşma sağlanarak anlaşmaya varılmışsa, mahkeme davayı sonlandırır ve karar vermesine gerek kalmaz.
6. Vergi Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yolları
Vergi yargılamasında, 6545 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler sonucunda yargılama sistemi üç kademeli hâle getirilmiştir. Bu kapsamda, ilk derece mahkemesi sıfatıyla vergi mahkemelerince verilen kararlara karşı, kanunda öngörülen şartlar ve parasal sınırlar dâhilinde istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmektedir.
Hem mükellef hem de vergi idaresi, mahkeme kararının niteliğine göre kanun yollarına başvurma hakkına sahiptir. Kanun yoluna başvurulması, kural olarak mahkeme kararının yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Ancak talep edilmesi ve şartların oluşması hâlinde, bölge idare mahkemesi veya Danıştay tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
6.1. İstinaf Kanun Yolu
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca, vergi mahkemesi kararlarına karşı, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine istinaf başvurusunda bulunulabilir. Vergi mahkemesi kararlarında, kararın kanun yoluna açık olup olmadığı ile başvuru süresi ve mercii açıkça belirtilir.
İstinaf başvuru süresi, vergi mahkemesi kararının taraflara tebliğinden itibaren otuz gündür.
İstinaf Yoluna Başvurulamayacak Haller
Vergi mahkemelerinde konusu belirli parasal sınırın altında kalan davalar hakkında verilen kararlar kesindir. Örneğin, 2026 yılı itibarıyla konusu 55.000 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında istinaf yoluna başvurulamaz.
İstinaf İncelemesi Neticesinde Verilebilecek Kararlar
- Vergi mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun esastan reddine karar verir.
- Yerel mahkeme kararında yalnızca maddi hata veya basit yanlışlıklar bulunması hâlinde, gerekli düzeltmeleri yaparak kararı düzelterek onayabilir (İYUK m. 45/3).
- Hukuka aykırılık tespit edilmesi hâlinde ise istinaf başvurusu kabul edilerek vergi mahkemesi kararı kaldırılır ve bölge idare mahkemesi davanın esası hakkında yeniden karar verir.
Bölge idare mahkemesinin, temyiz yoluna kapalı olan kararları kesin niteliktedir.
6.2. Temyiz Kanun Yolu
Bölge idare mahkemesi tarafından verilen ve temyiz yolu açık olan kararlar, İYUK’un 46. maddesi uyarınca Danıştay nezdinde temyiz edilebilir. Temyiz yoluna başvurulabilmesi için dava konusu tutarın, kanunda öngörülen parasal sınırı aşması gerekmektedir. Örneğin, 2026 yılı için bu sınır 1.660.000 TL olarak uygulanmaktadır.
Bu tutarı aşan davalara ilişkin olarak bölge idare mahkemesince verilen kararlara karşı, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştay’a temyiz başvurusunda bulunulabilir.
Temyiz İncelemesi Neticesinde Verilebilecek Kararlar
- Onama Kararı: Karar hukuka uygun bulunursa onanır. Kararın gerekçesinde eksiklik veya hata bulunması hâlinde, gerekçe düzeltilerek onama kararı verilebilir. Yeniden yargılama gerektirmeyen basit hata ve eksiklikler, Danıştay tarafından re’sen düzeltilerek karar onanabilir.
- Bozma Kararı: Kararın görev veya yetki kurallarına aykırı olması, hukuka aykırılık içermesi ya da kararın esasını etkileyen hata ve eksiklikler bulunması hâlinde bozma kararı verilebilir.
Temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlar sonrası yapılacak işlemler İYUK’un 50. maddesinde düzenlenmiş olup, bozma hâlinde dosya, karar doğrultusunda yeniden değerlendirme yapılmak üzere ilgili bölge idare mahkemesine gönderilir.
7. Vergi Yargılaması Neticesinde Verilen Kararların Uygulanması
Vergi yargılaması sonucunda verilen mahkeme kararlarının uygulanması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28. maddesi kapsamında düzenlenmiştir. Anılan hüküm uyarınca, idari yargı mercilerince verilen kararların gereklerine göre ilgili idare, kararı en geç otuz gün içinde ve gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. Bu süre, mahkeme kararının ilgili idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
İdare, mahkeme kararının içeriğine uygun olarak; dava konusu edilen vergi borcu, vergi cezası, gecikme faizi veya gecikme zammının kaldırılması, düzeltilmesi ya da yeniden tesis edilmesi gibi işlemleri eksiksiz biçimde yerine getirmek zorundadır. Mahkeme kararlarının uygulanması konusunda idarenin takdir yetkisi bulunmayıp, kararların gereğinin aynen yerine getirilmesi esastır.
Vergi davası sonucunda idarenin mükellefe bir bedel ödemesine hükmedilmiş olması hâlinde ise, mahkeme kararının idareye tebliğ edildiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 48. maddesi uyarınca belirlenen tecil faizi oranında faiz hesaplanarak ödeme yapılır. Bu faiz, mükellefin uğradığı hak kaybını telafi etmeye yönelik olup, asıl alacakla birlikte mükellefin banka hesabına yatırılır.
Vergi yargılaması süreci ile bağlantılı konular hakkında detaylı bilgi almak için aşağıda linkleri yer alan yazılarımız inceleyebilirsiniz.
Vergi Uyuşmazlıklarında İdari Çözüm Yolları
Vergi Davalarında Yürütmenin Durdurulması
Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlı yayımlanmış olup, tüm hakları Kulaçoğlu Hukuk Bürosu’na aittir. Vergi Hukuku mevzuatı ve özellikle de İdari Yargılama Usul Kanunu, diğer hukuk alanlarına nazaran daha ayrıntılı kurallar içermektedir. Hak kaybına uğranılmaması açısından, herhangi bir işlem yapılmadan önce “Vergi Hukuku” alanında hizmet veren avukatlardan hukuki destek alınmasını tavsiye ederiz.


