Hizmet tespiti davası, işçinin fiilen çalıştığı halde çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi durumunda, bu çalışmaların mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayan bir davadır.
Uygulamada bazı işverenlerin işçileri sigortasız çalıştırdığı, çalışma günlerini eksik bildirdiği veya prime esas kazancı gerçekte olduğundan daha düşük gösterdiği durumlarla karşılaşılabilmektedir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında açılan bu dava ile işçinin sigortasız veya eksik bildirilen çalışma süreleri yargı kararıyla belirlenir ve ilgili sürelerin SGK kayıtlarına işlenmesi sağlanır.
Bu yazımızda hizmet tespiti davasının ne olduğu, hangi durumlarda açılabileceği, dava şartları, hak düşürücü süreler ve dava sürecinin nasıl işlediği ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Yazı İçeriği
- 1. Hizmet Tespiti Davası Nedir?
- 2. Hizmet Tespiti Davası Hangi Durumlarda Açılır?
- 3. Hizmet Tespiti Davasının Şartları Nelerdir?
- 4. Hizmet Tespiti Davasını Kimler Açabilir?
- 5. Hizmet Tespiti Davasında 5 Yıllık Hak Düşürücü Süre
- 6. Hizmet Tespiti Davasında Yargılama Süreci
- 7. Hizmet Tespiti Davasının Sonuçları
1. Hizmet Tespiti Davası Nedir?
Hizmet tespiti davası, işçinin fiilen çalıştığı halde çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi durumunda, söz konusu çalışmaların mahkeme kararıyla tespit edilmesini sağlayan bir davadır. Bu dava sayesinde işçinin sigortasız veya eksik bildirilen çalışma süreleri yargı kararı ile belirlenir ve ilgili sürelerin SGK kayıtlarına işlenmesi sağlanır.
Hizmet tespiti davasının hukuki dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesidir. Anılan düzenleme uyarınca, çalışmaları Kuruma bildirilmeyen veya eksik bildirilen sigortalılar, hizmetlerinin tespiti amacıyla iş mahkemesinde dava açabilirler. Mahkeme tarafından verilen tespit kararı doğrultusunda, işçinin ilgili çalışma süreleri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına geçirilir ve sigortalılık hakları korunur.
2. Hizmet Tespiti Davası Hangi Durumlarda Açılır?
Hizmet tespiti davası, işçinin fiilen çalıştığı halde bu çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) hiç bildirilmemesi veya eksik bildirilmesi durumunda açılabilen bir davadır. İşverenin sigortalılık bildirimlerini gerçeğe uygun şekilde yapmaması, işçinin prim gün sayısının veya prime esas kazancının eksik görünmesine neden olabilir. Bu gibi durumlarda işçi, fiilen çalıştığını ispat ederek hizmet tespiti davası açabilir ve eksik veya hiç bildirilmeyen çalışmalarının SGK kayıtlarına geçirilmesini talep edebilir.
Uygulamada hizmet tespiti davası özellikle aşağıdaki durumlarda gündeme gelmektedir:
- Sigortasız çalıştırılma
İşçinin fiilen çalışmasına rağmen işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na herhangi bir sigorta bildiriminin yapılmaması durumudur. Bu halde işçinin çalıştığı süreler SGK kayıtlarında hiç görünmez.
- Çalışma günlerinin eksik bildirilmesi
İşçinin ay boyunca çalışmasına rağmen SGK’ya bildirilen prim gün sayısının gerçekte çalıştığı gün sayısından daha az gösterilmesidir. Bu durum işçinin toplam prim gün sayısının eksik görünmesine yol açar.
- Prime esas kazancın eksik gösterilmesi
İşçinin aldığı gerçek ücretin altında bir tutarın SGK’ya bildirilmesi ve sigorta primlerinin bu düşük tutar üzerinden yatırılmasıdır. Bu durum ileride emekli aylığının daha düşük hesaplanmasına neden olabilir.
- İşe girişinin geç yapılması
İşçinin işe başladığı tarihten daha sonraki bir tarihte sigorta girişinin yapılması halinde işçinin prim gün sayısı daha az görünmekte, bu durum ise ileride emeklilik hakkının kazanılması ve emekli aylığının belirlenmesi bakımından işçi aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.
- İşe giriş-çıkış yapılmış gibi gösterilmesi
İşçinin işyerinde fiilen kesintisiz çalışmasına rağmen sistem üzerinden çıkış ve yeniden giriş yapılmış gibi gösterilmesi halinde de hizmet tespit davası açılarak çalışmanın gerçekte kesintisiz olduğu ispat edilebilmektedir. Nitekim uygulamada bir günlük giriş-çıkış işlemlerinin, işçilik alacakları bakımından tazminat yükümlülüğünden kaçınma amacıyla yapıldığı kabul edilmektedir.
3. Hizmet Tespiti Davasının Şartları Nelerdir?
Hizmet tespiti davasının açılabilmesi ve mahkeme tarafından kabul edilebilmesi için bazı hukuki şartların bulunması gerekir. Bu davada mahkeme, işçinin gerçekten çalışıp çalışmadığını, işveren ile arasında bir hizmet ilişkisinin bulunup bulunmadığını ve bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilip bildirilmediğini incelemektedir. Ayrıca dava, kanunda öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmış olmalıdır. Bu şartların bulunmaması halinde hizmet tespiti davasının reddi söz konusu olabilir.
Hizmet tespiti davasının kabul edilebilmesi için genel olarak aşağıdaki unsurların bulunması gerekir:
- İşçi ile işveren arasında hizmet ilişkisinin bulunması
Hizmet tespiti davası, yalnızca bir hizmet sözleşmesine dayalı olarak çalışan kişiler tarafından açılabilir. Bu nedenle işçinin işverene bağımlı şekilde, belirli bir ücret karşılığında ve işverenin emir ve talimatları doğrultusunda çalışmış olması gerekir. Bağımsız çalışan kişiler veya kendi adına faaliyet gösteren kişiler bakımından hizmet tespiti davası açılması mümkün değildir.
- İşçinin işyerinde fiilen çalışmış olması
Bu davanın en önemli şartı işçinin gerçekten çalışmış olmasıdır. İşçi, belirli bir süre boyunca işverenin işyerinde fiilen çalıştığını ortaya koymalıdır. Fiili çalışma, çoğu zaman işyerinde birlikte çalışan kişilerin tanıklıkları, işyeri kayıtları, ücret ödemelerine ilişkin belgeler veya diğer delillerle ispat edilmektedir.
- Çalışmanın SGK kayıtlarında yer almaması veya eksik yer alması
İşçinin çalışmasının Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmemiş olması veya çalışma günleri ile prime esas kazancının eksik bildirilmiş olması durumunda hizmet tespiti davası açılabilir. Bu dava sonucunda mahkeme tarafından tespit edilen çalışma süreleri SGK kayıtlarına işlenir ve işçinin sigortalılık hakları korunur.
- Davanın hak düşürücü süre içinde açılması
Hizmet tespiti davaları, kanunda öngörülen hak düşürücü süre içerisinde açılmalıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca, hizmet tespiti davası kural olarak çalışmanın geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süre geçtikten sonra açılan davalar hak düşürücü süre nedeniyle reddedilebilmektedir.
4. Hizmet Tespiti Davasını Kimler Açabilir?
Hizmet tespiti davası, fiilen çalıştığı halde çalışması Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) hiç bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş olan kişilerin sigortalılık haklarının korunmasını amaçlayan bir davadır. Bu nedenle dava açma hakkı öncelikle sigortasız veya eksik sigortalı çalıştırılan işçiye aittir. Bununla birlikte bazı durumlarda işçinin mirasçıları da bu davayı açabilmektedir.
- İşçi
Hizmet tespiti davasını kural olarak fiilen çalıştığı halde çalışması SGK’ya hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen işçi açabilir. İşçi, işyerinde belirli bir süre çalıştığını ancak bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına yansıtılmadığını ileri sürerek hizmetlerinin tespitini talep edebilir. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda işçinin çalıştığı süreler tespit edilirse, bu süreler SGK kayıtlarına işlenir ve işçinin sigortalılık hakları korunur.
- İşçinin Ölümü Halinde Mirasçıları
İşçinin vefat etmesi halinde de hizmet tespiti davası açılması mümkündür. Bu durumda işçinin mirasçıları, murisin çalıştığı halde SGK’ya bildirilmeyen hizmetlerinin tespiti için dava açabilirler. Özellikle işçinin eksik bildirilen hizmetleri nedeniyle emeklilik hakkını kazanamadan vefat etmesi veya mirasçıların dul ve yetim aylığı gibi sosyal güvenlik haklarından yararlanabilmesi bakımından bu dava önemli bir hukuki imkân sağlamaktadır.
5. Hizmet Tespiti Davasında 5 Yıllık Hak Düşürücü Süre
Hizmet tespiti davalarında en önemli hususlardan biri, davanın kanunda öngörülen süre içerisinde açılmasıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesi uyarınca, sigortalı olarak çalıştığı halde çalışması Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmeyen veya eksik bildirilen kişiler, hizmetlerinin tespiti için belirli bir süre içerisinde dava açmak zorundadır. Bu süre geçtikten sonra açılan davalar hak düşürücü süre nedeniyle reddedilebilmektedir.
- Sürenin Başlangıcı
Hizmet tespiti davalarında öngörülen beş yıllık hak düşürücü süre, kural olarak çalışmanın geçtiği yılın sonundan itibaren işlemeye başlar. Örneğin işçinin sigortasız olarak çalıştığı dönem 2020 yılı içinde gerçekleşmişse, hak düşürücü süre 31 Aralık 2020 tarihinden itibaren başlar ve beş yıl içinde dava açılması gerekir. Bu sürenin geçirilmesi halinde, kural olarak hizmet tespiti davası açılması mümkün değildir.
- Sürenin Niteliği
Hizmet tespiti davalarındaki beş yıllık süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu nedenle sürenin geçmesi halinde dava hakkı tamamen ortadan kalkar ve mahkeme bu durumu taraflar ileri sürmese dahi kendiliğinden dikkate alır. Hak düşürücü süreler zamanaşımından farklı olarak kesilmez, durmaz ve tarafların iradesi ile uzatılamaz.
- Yargıtay Uygulaması
Yargıtay kararlarında da hizmet tespiti davalarında öngörülen beş yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu ve mahkemeler tarafından re’sen dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir. Önemle belirtmek gerekir her somut olayın özelliklerine göre sürenin başlangıcı ve uygulanması ayrıca değerlendirilmelidir. Nitekim işbu dosyalarda kanundaki yapılan değişiklikler de dikkate alınmalıdır.
Bazı dönem ve alacaklar bakımından 5510 sayılı kanunun geçici 7. Maddesi dikkate alınarak bazı alacak ve dönemler bakımından tabi olunan kanuna göre değerlendirme yapılmaktadır.
İşçinin sigorta bildirimi hiç yapılmadığı durumunda Yargıtay Hukuk Genel Kurul’unun 2016/906 E. ve 2020/383 K. sayılı ilamında “davacının işe giriş bildirgesinin düzenlenmemesi ve Kuruma herhangi bir şekilde hizmet bildirimi ile ücretinden prim kesintisi de yapılmaması, yönetmelikte belirtilen belgelerin bulunmaması” sebebiyle hak düşürücü sürenin işçinin işten ayrıldığı yılın son gününden itibaren başlayacağına kanaat getirmiştir.
İşçinin sigorta girişinin geç yapılması halinde ise ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2016/2343 E. ve 2020/560 K. sayılı ilamında “davalı işyerinden bildirim yapıldığından ihtilaf konusu olan 01.07.1974 tarihi öncesi çalışmaların birleşen blok çalışma sebebiyle 506 sayılı Kanun’un 79. maddesi gereğince” hak düşürücü sürenin işlemeyeceğine kanaat getirmiştir.
Her somut olaya göre değişiklik gösterebilmekle birlikte özetle; işçinin çalışmasının SGK’ya hiç bildirilmemiş olması halinde hizmet tespit davası, işten ayrıldığı yılın sonundan itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Buna karşılık işe giriş bildirgesinin verilmesi veya kanun ve yönetmelikte sayılan belgelerle çalışmanın Kurum tarafından öğrenilmiş olması halinde, bildirilen dönemden sonraki çalışmalar bakımından hak düşürücü süre uygulanmamaktadır. Ancak ilk bildirimin yapıldığı tarihten önceki sigortasız çalışmalar yönünden 5 yıllık süre işlemeye devam etmektedir.
6. Hizmet Tespiti Davasında Yargılama Süreci
Hizmet tespiti davaları, işçinin fiilen çalıştığı halde Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışmalarının mahkeme kararıyla tespit edilmesini amaçlayan davalardır. Bu davalarda mahkeme, işçi ile işveren arasında bir hizmet ilişkisinin bulunup bulunmadığını, işçinin işyerinde fiilen çalışıp çalışmadığını ve söz konusu çalışmaların SGK’ya bildirilip bildirilmediğini incelemektedir. Yargılama sürecinde tarafların sunduğu deliller değerlendirilir, tanıklar dinlenir ve gerekli görülmesi halinde bilirkişi incelemesi yapılır.
6.1 Hizmet Tespiti Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme
Hizmet tespiti davalarında görevli mahkeme İş Mahkemesidir. İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar Asliye Hukuk Mahkemelerinde iş mahkemesi sıfatıyla görülmektedir.
Yetkili mahkeme ise kural olarak işin yapıldığı yer mahkemesidir. Bunun yanında davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili mahkemeler arasında yer almaktadır. Uygulamada hizmet tespiti davaları çoğunlukla işçinin fiilen çalıştığı işyerinin bulunduğu yerdeki iş mahkemesinde açılmaktadır.
6.2 Hizmet Tespiti Davasının Tarafları
Hizmet tespiti davaları, sigortalı olarak çalışması gerektiği halde çalışmaları Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmeyen veya eksik bildirilen işçilerin açtığı davalardır. Bu davalarda hem işveren hem de Sosyal Güvenlik Kurumu yargılama sürecine dahil edilmektedir. Bunun nedeni, verilecek kararın hem işveren hem de SGK bakımından hukuki sonuç doğurmasıdır.
Hizmet tespiti davalarında taraflar genel olarak şu şekildedir:
- İşçi (Davacı)
Hizmet tespiti davasını kural olarak sigortasız veya eksik sigortalı çalıştırılan işçi açar. İşçi, belirli bir süre boyunca işyerinde fiilen çalıştığını ancak bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu’na hiç bildirilmediğini veya eksik bildirildiğini ileri sürerek mahkemeden hizmetlerinin tespit edilmesini talep eder. Mahkeme tarafından verilen tespit kararı doğrultusunda işçinin çalışma süreleri SGK kayıtlarına işlenir.
- İşveren (Davalı)
Hizmet tespiti davalarında davalı taraf, işçiyi çalıştıran işverendir. İşveren, işçinin iddia ettiği çalışma ilişkisinin bulunmadığını veya bildirimin doğru şekilde yapıldığını ileri sürebilir. Mahkeme, tarafların iddia ve savunmalarını değerlendirerek işçinin gerçekten çalışıp çalışmadığını ve bu çalışmaların SGK’ya bildirilip bildirilmediğini araştırır.
- Sosyal Güvenlik Kurumu
Hizmet tespiti davalarında Sosyal Güvenlik Kurumu da davaya dahil edilir. Bunun nedeni, mahkeme tarafından verilecek kararın SGK kayıtlarını doğrudan etkilemesidir. Mahkeme tarafından hizmetin tespitine karar verilmesi halinde, tespit edilen çalışma süreleri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına işlenir ve buna bağlı olarak sigortalılık işlemleri yapılır.
6.3 Hizmet Tespiti Davasında İspat ve Deliller
Hizmet tespiti davalarında en önemli konulardan biri, işçinin işyerinde gerçekten çalıştığının ispat edilmesidir. İşçi, sigortasız veya eksik bildirilen çalışmalarını mahkemede çeşitli delillerle ortaya koymak zorundadır. Mahkeme, tarafların sunduğu delilleri birlikte değerlendirerek işçinin fiilen çalışıp çalışmadığını ve bu çalışmaların Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilip bildirilmediğini tespit eder.
Hizmet tespiti davalarında ispat bakımından özellikle aşağıdaki deliller önem taşımaktadır:
- Tanık Beyanları
Hizmet tespiti davalarında en sık başvurulan delillerden biri tanık beyanlarıdır. İşçinin aynı işyerinde birlikte çalıştığı kişiler, işçinin çalışma süresi, yaptığı iş ve çalışma düzeni hakkında mahkemeye bilgi verebilir. Tanıkların mümkün olduğunca aynı işyerinde çalışmış ve davacıyla aynı dönemde çalışmış kişilerden seçilmesi, beyanlarının güvenilirliği açısından önem taşımaktadır.
- Bordro ve Ücret Kayıtları
İşyerinde düzenlenen ücret bordroları, maaş ödeme kayıtları veya banka yoluyla yapılan ücret ödemelerine ilişkin belgeler de işçinin çalışma ilişkisini ortaya koyan önemli deliller arasında yer alır. Bu belgeler, işçinin belirli bir süre boyunca işyerinde çalıştığını destekleyen yazılı delil niteliği taşır.
- İş Yeri Kayıtları
İşyeri giriş-çıkış kayıtları, puantaj çizelgeleri, görev listeleri, yazışmalar veya işyerinde tutulan diğer belgeler de hizmet tespiti davalarında delil olarak değerlendirilebilir. Bu tür kayıtlar, işçinin belirli tarihler arasında işyerinde çalıştığını ortaya koyabilmektedir.
- SGK Kayıtları
Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları da hizmet tespiti davalarında önemli bir inceleme konusudur. Mahkeme, işçinin SGK’ya bildirilen prim günlerini, işe giriş bildirgesini ve diğer sigortalılık kayıtlarını inceleyerek işçinin iddialarını değerlendirir.
6.4 Hizmet Tespiti Davalarında İstinaf ve Temyiz
Hizmet tespiti davalarında ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararlar kesin olmayıp, belirli şartların bulunması halinde üst mahkemeler tarafından denetlenebilir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı taraflar, kanunda öngörülen süre ve usuller çerçevesinde istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurabilirler. Bu denetim mekanizması, verilen kararın hukuka uygun olup olmadığının üst mahkemeler tarafından incelenmesini sağlar.
İş mahkemesi tarafından verilen hizmet tespiti kararlarına karşı, kararın taraflara tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf başvuruları, kararı veren mahkemenin bulunduğu yerdeki Bölge Adliye Mahkemesi tarafından incelenir.
Bölge Adliye Mahkemesi, dosya kapsamındaki delilleri ve ilk derece mahkemesinin değerlendirmesini inceleyerek kararın hukuka uygun olup olmadığını denetler. Gerekli görülmesi halinde yeniden inceleme yapılabilir, tanık beyanları değerlendirilebilir ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması veya düzeltilmesi mümkündür.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararlar da belirli şartlar altında temyiz edilebilir. Temyiz başvurusu, kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılır ve inceleme Yargıtay tarafından gerçekleştirilir.
Yargıtay incelemesinde esas olarak kararın hukuka uygunluğu denetlenir. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onayabilir, bozabilir veya dosyayı yeniden incelenmek üzere ilgili mahkemeye gönderebilir. Kararın Yargıtay tarafından onanması halinde karar kesinleşir ve mahkeme hükmü uygulanabilir hale gelir.
Hizmet tespiti davalarında kararın kesinleşmesinden sonra, mahkeme tarafından tespit edilen çalışma süreleri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına işlenir ve buna bağlı sigortalılık işlemleri gerçekleştirilir.
7. Hizmet Tespiti Davasının Sonuçları
Hizmet tespiti davasının kabul edilmesi halinde, mahkeme tarafından işçinin sigortasız veya eksik bildirilen çalışmalarının varlığı tespit edilir ve bu sürelerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına geçirilmesine karar verilir. Bu karar yalnızca işçinin çalışma sürelerinin tespiti ile sınırlı kalmaz; aynı zamanda işçinin sosyal güvenlik hakları, emeklilik durumu ve işverenin prim yükümlülükleri bakımından da önemli hukuki sonuçlar doğurur. Mahkeme kararının kesinleşmesiyle birlikte hem işçi hem de işveren açısından çeşitli idari ve mali sonuçlar ortaya çıkar.
- Hizmet Sürelerinin SGK Kayıtlarına İşlenmesi
Mahkeme tarafından hizmetin tespitine karar verilmesi halinde, kararın kesinleşmesinin ardından ilgili çalışma süreleri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına işlenir. Böylece daha önce SGK’ya hiç bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışma süreleri resmi sigorta kayıtlarına dahil edilir. Bu durum, işçinin sigortalılık geçmişinin doğru şekilde oluşturulmasını sağlar.
- Emeklilik ve Prim Gün Sayısına Etkisi
Hizmet tespiti davası sonucunda tespit edilen çalışma süreleri, işçinin toplam sigorta prim gün sayısına eklenir. Bu durum özellikle emeklilik hakkının kazanılması bakımından büyük önem taşır. Eksik bildirilen günlerin tamamlanması, işçinin emeklilik için gerekli prim gün sayısını doldurmasına yardımcı olabilir veya emeklilik tarihinin daha erken bir tarihe çekilmesine katkı sağlayabilir. Ayrıca prime esas kazancın eksik bildirilmiş olduğu durumlarda, tespit edilen gerçek ücretin emekli aylığının hesaplanmasına da etkisi olabilir.
- Geriye Dönük Sigorta Primlerinin Tahakkuku
Hizmet tespiti davasının kabul edilmesi halinde, mahkeme tarafından tespit edilen çalışma sürelerine ilişkin sigorta primleri işveren adına Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geriye dönük olarak tahakkuk ettirilir. İşveren, bildirilmeyen veya eksik bildirilen bu süreler için sigorta primlerini ve varsa gecikme cezası ile gecikme zamlarını ödemekle yükümlü hale gelir. Bu durum işveren açısından önemli bir mali yükümlülük doğurabilir.
- Sosyal Güvenlik Haklarının Korunması
Hizmet tespiti kararı, işçinin sosyal güvenlik sistemindeki haklarının korunmasını sağlar. Bu karar sayesinde işçi yalnızca emeklilik bakımından değil; aynı zamanda malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası gibi sosyal güvenlik haklarından da yararlanma imkânı elde edebilir. İşçinin vefatı halinde ise tespit edilen hizmet süreleri, mirasçıların dul ve yetim aylığı gibi haklardan yararlanabilmesi bakımından da önem taşımaktadır.
