İcra takibi sırasında borçlu olmadığınız bir parayı, haciz ve satış baskısı altında ödemek zorunda kaldıysanız, bu parayı geri almanın kanuni yolu istirdat davasıdır. İstirdat davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde menfi tespit davasıyla birlikte düzenlenmiş bir eda davasıdır ve ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl gibi kısa bir süreye bağlıdır.
Bu yazıyı, icra dosyasına ödeme yapmış ve bu ödemenin haksız olduğunu düşünen borçlunun bakış açısından hazırladık. Davanın şartlarını, menfi tespit davasıyla ilişkisini, süreyi, ispat kurallarını, tazminat ihtimalini ve yargılama usulünü ele alıyoruz. Ödeme yapmadan önce izlenecek yol için menfi tespit davası yazımıza bakabilirsiniz.
- Ne zaman açılır?
- İcra takibi sırasında, cebri icra tehdidi altında borçlu olunmayan bir para ödendiğinde.
- Süresi?
- Ödeme tarihinden itibaren 1 yıl. Hak düşürücü süredir; mahkeme kendiliğinden gözetir (İİK m. 72/7).
- İspat kimde?
- Borçlu olmadığını ispat yükü davacıdadır (İİK m. 72/8).
- Davadan önce?
- Ticari, tüketici, kira ve iş uyuşmazlıklarında arabulucuya başvurmak dava şartıdır.
İstirdat davası nedir?
İstirdat, “geri isteme” demektir. İstirdat davası, icra takibi nedeniyle borçlu olmadığı bir parayı ödemek zorunda kalan kişinin, bu paranın kendisine iadesini istediği davadır. Dava bir eda davasıdır: mahkemeden yalnızca bir tespit istenmez, ödenen paranın faiziyle birlikte geri verilmesine karar verilmesi istenir.
İstirdat davası, borçlar hukukundaki sebepsiz zenginleşme kurumuyla yakından bağlantılıdır. Alacaklı, gerçekte var olmayan bir alacak için tahsil ettiği parayla haklı bir sebep olmaksızın zenginleşmiştir. İİK m. 72 ise bu iadeyi icra hukukuna özgü kurallarla, özellikle kısa bir dava süresi ve özel bir ispat kuralıyla düzenler.
İcra hukukundaki yeri
Borçlunun haksız bir takibe karşı kullanabileceği araçlar zamana göre sıralanır. Ödeme emrine süresinde itiraz edilebilir; itiraz edilmemiş ya da itiraz kaldırılmışsa borcun bulunmadığının tespiti için menfi tespit davası açılabilir. Ödeme yapıldıktan sonra ise artık borcun yokluğunu tespit ettirmek yetmez; paranın geri alınması gerekir. İstirdat davası, menfi tespit davasının ödeme sonrasındaki tamamlayıcısıdır. İtiraz süreci için ilamsız icra takibine itiraz yazımıza bakabilirsiniz.
Uygulamada istirdat davası en çok şu durumlarda gündeme gelir: borcun hiç doğmamış olması, takipten önce ödenmiş ya da başka bir yolla sona ermiş olması, alacağın hatalı hesaplanması ve borçlunun gerçek borcundan fazlasını ödemek zorunda kalması.
Bir örnek
Küçük bir işletme, tedarikçisine olan fatura borcunu banka havalesiyle ödemiştir. Aylar sonra tedarikçi aynı fatura için ilamsız icra takibi başlatır. İşletme ödeme emrinin tebliğini fark etmez, yedi günlük itiraz süresi geçer ve takip kesinleşir. Banka hesaplarına haciz konulur, işletme faaliyetini sürdürebilmek için dosya borcunu faiz ve masraflarıyla birlikte öder. Bu durumda işletme, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde, havale dekontunu ve icra dosyasını delil göstererek istirdat davası açabilir. Uyuşmazlık ticari olduğundan önce arabulucuya başvurması gerekir.
İstirdat davasının şartları
Davanın kabul edilebilmesi için aşağıdaki şartların birlikte bulunması gerekir. Bunlardan biri eksikse dava reddedilir ya da en iyi ihtimalle genel hükümlere göre sebepsiz zenginleşme davası olarak değerlendirilir.
- Borçlu olunmayan bir paranın ödenmiş olmasıBorç hiç doğmamış, sona ermiş ya da ödenen miktar gerçek borcu aşıyor olmalıdır. Gerçek ve geçerli bir borç için yapılan ödeme istirdat davasına konu olamaz.
- Ödemenin icra takibinden sonra yapılmış olmasıTakip başlamadan önce yapılan ödemeler için İİK m. 72/7’deki istirdat davası açılamaz. Bu ödemelerin iadesi, genel hükümlere göre sebepsiz zenginleşme davasıyla istenir.
- Ödemenin cebri icra tehdidi altında yapılmasıÖdeme, takibin kesinleşmesi, haciz ya da satış tehlikesi gibi bir baskı altında yapılmış olmalıdır. Hiçbir icra baskısı yokken tamamen serbest iradeyle yapılan ödeme, kural olarak bu davanın kapsamına girmez. İcra tehdidinin varlığını davacı ispat eder.
- Bir yıllık sürenin geçmemiş olmasıDava, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (İİK m. 72/7). Süre hak düşürücüdür.
Ödemenin “iadesi mümkün bir sebebe” dayanması da aranır. Sebepsiz zenginleşmenin genel sınırları burada da geçerlidir: örneğin borçlu, borçlu olmadığını bilerek ve hiçbir baskı olmadan ödeme yapmışsa iade talebi zayıflar. Cebri icra tehdidinin bulunduğu hallerde ise ödemenin “bilerek” yapılması iadeye engel sayılmaz; çünkü borçlu, malının haczedilmesini ya da satılmasını önlemek için ödemek zorunda kalmıştır.
Yargıtay uygulamasında istirdat davasının kabulü için iki unsur birlikte aranır: gerçek bir borçsuzluk ve icra tehdidi altında yapılmış bir ödeme. Değerlendirmede ödemenin şekli, takibin o andaki durumu ve tarafların beyanları birlikte dikkate alınır.
Menfi tespit davası ile farkı ve davanın dönüşmesi
İki dava aynı maddede düzenlenmiştir ve birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Aralarındaki temel ayrım ödeme olgusudur: ödeme yoksa borçlu menfi tespit davası açar, ödeme varsa istirdat davası açar.
| Konu | Menfi tespit davası | İstirdat davası |
|---|---|---|
| Ne zaman? | Ödeme yapılmadan önce; takipten önce veya sonra | Takip sırasında ödeme yapıldıktan sonra |
| Ne istenir? | Borcun bulunmadığının tespiti | Ödenen paranın iadesi |
| Süre | Kural olarak süreye bağlı değil | Ödemeden itibaren 1 yıl (m. 72/7) |
| Takibe etkisi | Takipten sonra açılırsa takibi durdurmaz; teminatla tedbir istenebilir | Ödeme yapıldığından takibe etkisi yoktur |
| Kabul halinde | Takip durur, karar kesinleşince takip iptal olunur | Ödenen paranın iadesine karar verilir |
Menfi tespit davasının istirdat davasına dönüşmesi
Takipten sonra açılan menfi tespit davası takibi kendiliğinden durdurmaz. Borçlu, mahkemeden alacağın yüzde 15’inden az olmamak üzere teminat göstererek yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir isteyebilir (İİK m. 72/3). Böyle bir tedbir yoksa alacaklı takibe devam eder, haciz yapabilir ve borçlu dava sürerken ödeme yapmak zorunda kalabilir.
Bu durumda İİK m. 72/6 devreye girer: tedbir kararı alınmamış ve borç ödenmişse dava, istirdat davası olarak devam eder. Borçlunun yeni bir dava açmasına ya da ayrıca bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Anayasa Mahkemesi, bu fıkradaki “tedbir kararı almamış ve” ibaresine yönelik itirazı 22.04.2025 tarihli kararıyla (E.2024/142, K.2025/97) reddetmiştir; kural yürürlüktedir.
- Kısmi ödeme: Borcun bir kısmı ödenmişse dava, ödenen kısım için istirdat, ödenmeyen kısım için menfi tespit davası olarak sürer.
- Dönüşümün gözden kaçması: Mahkeme dönüşümü kendiliğinden dikkate almamış ve taraflar da ileri sürmemişse dava menfi tespit davası olarak sonuçlanabilir. Bu durumda borçlunun ayrıca istirdat davası açması gerekmez; lehine verilen ilamı icra dairesine sunarak icranın eski hale iadesini, yani ödenen paranın geri verilmesini isteyebilir.
Dava açma süresi: bir yıl
İstirdat davası, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (İİK m. 72/7). Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sonuçları zamanaşımından farklıdır:
- Re’sen gözetilir: Zamanaşımı ancak davalı tarafından def’i olarak ileri sürülürse dikkate alınır. Hak düşürücü süreyi ise mahkeme kendiliğinden inceler; davalı hiç itiraz etmese bile süre geçmişse dava reddedilir.
- Kesilmez, durmaz: Hak düşürücü süre kural olarak kesilmez. Arabuluculuk süreci ise istisnadır: dava şartı arabuluculuğa başvurudan son tutanağın düzenlenmesine kadar geçen sürede hak düşürücü süreler işlemez.
- Başlangıç: Süre, borçsuz ödemenin fiilen yapıldığı tarihte başlar. Taksitle ya da birden fazla ödeme yapılmışsa her ödeme için süre ayrı işler.
Uygulamada süre, çoğu zaman arabuluculuk ve belge toplama aşamasında tükenir. Banka dekontlarının, icra dosyasındaki tahsilat kayıtlarının ve takip dayanağı belgelerin ödemeden hemen sonra temin edilmesi, arabuluculuk başvurusunun da sürenin sonuna bırakılmaması önerilir.
Süre kaçarsa ne olur? Bir yıllık süre geçtikten sonra açılan istirdat davası esasa girilmeden reddedilir. Bu durumda genel hükümlere göre sebepsiz zenginleşme davası açılıp açılamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir; bu davanın şartları ve ispat yükü farklıdır.
İspat yükü ve deliller
İstirdat davasında ispat yükü davacı borçludadır. İİK m. 72/8 bunu açıkça düzenler: istirdat davasında davacı, borçlu olmadığını ispat etmek zorundadır. Bu kural, genel ispat kuralından ayrılır; çünkü borçlu, takip sırasında itiraz etmemiş ya da itirazı kaldırılmış, ardından da ödeme yapmıştır.
Neyin ispatı gerekir?
- Borçsuzluk: Borcun hiç doğmadığı, ödendiği, takas edildiği ya da miktarının daha az olduğu.
- Ödeme ve tarihi: Ödemenin hangi icra dosyasına, hangi tarihte ve ne miktarda yapıldığı.
- İcra tehdidi: Ödemenin takip kapsamında ve cebri icra baskısı altında yapıldığı. Takibin kesinleşmiş olması ve haciz ya da satış ihtimalinin bulunması uygulamada yeterli görülür.
Davalı alacaklı, ödemenin gerçek ve geçerli bir borca dayandığını ileri sürüyorsa bu iddiasını kendisi ispatlamalıdır. Başlıca deliller icra dosyası kayıtları, ödeme emri, haciz tutanakları, ödeme makbuzları, banka dekontları, tahsilat belgeleri ve tarafların yazışmalarıdır.
İhtirazi kayıt
Ödeme yaparken “borcu kabul etmiyorum, icra baskısı nedeniyle ödüyorum” şeklinde bir ihtirazi kayıt konulması zorunlu değildir; kaydın bulunmaması davayı engellemez. Bununla birlikte ihtirazi kayıt, ödemenin borcun kabulü anlamına gelmediğini gösteren güçlü bir delildir. Kayıt konulmamışsa davacı, ödemenin icra tehdidi altında yapıldığını diğer delillerle ortaya koymak zorunda kalır.
Neler geri istenebilir?
İstirdat davasında istenebilecek tutar, borçlunun takip nedeniyle icra dosyasına fiilen ödediği borçsuz paradır. Bu tutar yalnızca asıl alacakla sınırlı kalmaz; borçsuz bir takip nedeniyle ödenmişse işlemiş faiz, icra masrafları, tahsil harcı ve takip vekalet ücreti gibi dosya kalemleri de iade talebine dahil edilebilir. Borcun yalnızca bir kısmı yoksa, iade de gerçek borcu aşan kısımla sınırlıdır.
İade edilecek paraya ayrıca faiz istenir. Faiz türü uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir: adi işlerde kanuni faiz, ticari işlerde ise avans faizi uygulanabilir. Kanuni faiz oranı, 7589 sayılı Kanunla 3095 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle 31.07.2026’dan itibaren yıllık %31 olarak uygulanmaktadır; oranlar dönemsel olarak yeniden belirlendiğinden dava tarihinde güncel oran kontrol edilmelidir. Faizin başlangıç tarihi, alacaklının temerrüdüne ve somut olayın özelliklerine göre değişebileceğinden dilekçede açıkça gösterilmelidir.
İstirdat davasında tazminat
Doğrudan açılan istirdat davası için İİK’da, davayı kaybeden tarafa yüzde yirmilik bir tazminat yükleyen özel bir hüküm yoktur. Tazminat, menfi tespit davasından dönüşen istirdat davalarında ve şartları varsa gündeme gelir:
Bu tazminatlar fer’i niteliktedir ve mahkeme kendiliğinden hükmedemez. Tazminat isteyen taraf bunu dava ya da cevap dilekçesinde açıkça talep etmeli, kanuni şartların varlığı da mahkemece tespit edilmelidir.
Arabuluculuk, görevli ve yetkili mahkeme
Dava şartı arabuluculuk
7445 sayılı Kanunla 01.09.2023’ten itibaren ticari davalardan konusu bir miktar para olan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (TTK m. 5/A). İşçi ile işveren arasındaki alacak ve tazminat uyuşmazlıklarına ilişkin istirdat davaları (7036 sayılı Kanun m. 3), tüketici uyuşmazlıkları (6502 sayılı Kanun m. 73/A) ve kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar (HUAK m. 18/B) için de arabuluculuk zorunludur. Bu kapsamların dışında kalan adi borç ilişkilerinde arabuluculuk ihtiyaridir. Arabulucuya başvurmadan açılan dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.
Görevli mahkeme
Görev, ödenen paranın dayandığı alacağın kaynağına göre belirlenir:
- Asliye ticaret mahkemesi: Ticari işten doğan fatura, cari hesap ve sözleşme alacakları.
- İş mahkemesi: Kıdem ve ihbar tazminatı, ücret, fazla mesai, yıllık izin gibi işçilik alacakları.
- Sulh hukuk mahkemesi: Kira ilişkisinden ve Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan doğan alacaklar.
- Tüketici mahkemesi: Tüketici işlemlerinden doğan alacaklar.
- Asliye hukuk mahkemesi: Özel bir görevli mahkemesi bulunmayan diğer alacaklar. İstisnai durumlarda aile mahkemesi de görevli olabilir.
Yetkili mahkeme
İstirdat davası, takibin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir (İİK m. 72/8). Bu yetki kamu düzenine ilişkin değildir; mahkeme yetkisizliği kendiliğinden gözetmez, davalının süresinde yetki itirazında bulunması gerekir.
Dilekçe, harç ve giderler
Dava dilekçesinde tarafların kimlik ve adres bilgileri, icra dairesi ve dosya numarası, ödemenin hangi tarihte ve hangi sebeple yapıldığı, borçlu olunmadığına ilişkin açıklamalar, icra tehdidini gösteren somut olaylar, varsa ihtirazi kayıt ya da önceki menfi tespit davası bilgisi, deliller ve talep sonucu (iade tutarı, faiz, yargılama giderleri, varsa tazminat) yer almalıdır. Eksik ya da soyut bir dilekçe davanın uzamasına ve ispat güçlüğüne yol açar.
Dava nispi harca tabidir; harç, iadesi istenen tutar üzerinden hesaplanır ve peşin harç dava açılırken yatırılır. Tebligat, bilirkişi, gerekirse keşif ve müzekkere giderleri için gider avansı da yatırılır. Dava kabul edilirse bu giderler davalıya yükletilir.
Kararın icrası ve kesinleşme
Doğrudan İİK m. 72/7 uyarınca açılan istirdat davasında verilen karar bir para alacağına ilişkindir; bu nedenle kesinleşmesi beklenmeden ilamlı icraya konulabilir. Alacaklı, kararın kesinleşmesini beklemeden ödenen parayı faiziyle birlikte tahsil etmek için takip başlatabilir. Karşı taraf istinaf yoluna başvurup teminat gösterirse icranın geri bırakılması gündeme gelebilir; bu konu ilamlı icranın durdurulması (tehiri icra) yazımızda anlatılmıştır.
Menfi tespit davasından dönüşen istirdat davasında ise durum farklıdır. Menfi tespit hükmüne bağlı tazminat ve yargılama giderleri kesinleşmeden icraya konulamaz; uygulamada dönüşen davadaki kararın da kesinleşmesi beklenir. Hangi kararların kesinleşme şartına bağlı olduğunu kesinleşmeden icraya konulamayacak mahkeme kararları yazımızda ayrıntılı olarak ele aldık.
Sık yapılan hatalar
- Bir yıllık süreyi yalnızca son ödemeye göre hesaplamak ve önceki taksitler için süreyi kaçırmak.
- Takipten önce yapılan ödemeler için İİK m. 72/7’ye dayanarak istirdat davası açmak.
- Ödemenin icra tehdidi altında yapıldığını gösteren icra dosyası belgelerini dosyaya sunmamak.
- Ticari, tüketici, kira ya da iş uyuşmazlığında arabulucuya başvurmadan dava açmak.
- Menfi tespit davası sürerken ödeme yapıldığında, davanın istirdat davası olarak devam ettiğini mahkemeye bildirmemek.
- Kötüniyet tazminatını dilekçede açıkça talep etmemek.
Sık sorulan sorular
İstirdat davası ne kadar sürede açılmalı?
Ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde. Süre hak düşürücüdür ve mahkeme kendiliğinden gözetir. Birden fazla ödeme yapıldıysa her ödeme için süre ayrı işler.
Takipten önce yaptığım ödemeyi istirdat davasıyla geri alabilir miyim?
Hayır. İİK m. 72/7’deki istirdat davası, takip sırasında icra tehdidi altında yapılan ödemeler içindir. Takipten önceki ödemelerin iadesi genel hükümlere göre sebepsiz zenginleşme davasıyla istenir.
Ödeme yaparken ihtirazi kayıt koymadım, dava açabilir miyim?
Evet. İhtirazi kayıt zorunlu değildir. Ancak bu durumda ödemenin icra baskısı altında yapıldığını icra dosyası kayıtları gibi başka delillerle göstermeniz gerekir.
Menfi tespit davam sürerken borcu ödedim, ne olacak?
İhtiyati tedbir kararı yoksa dava kendiliğinden istirdat davası olarak devam eder (İİK m. 72/6). Yeni bir dava açmanız gerekmez; borcun bir kısmını ödediyseniz dava o kısım için istirdat, kalan kısım için menfi tespit davası olarak sürer.
İstirdat davası hangi mahkemede açılır?
Görevli mahkeme alacağın kaynağına göre belirlenir: ticari alacaklarda asliye ticaret, işçilik alacaklarında iş, kira alacaklarında sulh hukuk, tüketici işlemlerinde tüketici mahkemesi, diğer hallerde asliye hukuk mahkemesi. Yetkili yer, takibin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer veya davalının yerleşim yeridir.
İstirdat davasını kazanırsam ayrıca tazminat alabilir miyim?
Doğrudan açılan istirdat davasında İİK’da özel bir tazminat hükmü yoktur. Dava menfi tespit davasından dönüşmüşse ve alacaklının takibi haksız ve kötüniyetli bulunursa, talep üzerine %20’den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilebilir.
Bu yazı, yayın ve güncelleme tarihindeki mevzuat ve kararlara göre genel bilgilendirme amacı taşır; hukuki görüş niteliğinde değildir. Somut durumunuz için bir avukata danışmanızı öneririz.
Hukuki inceleme: Av. Tamer Kulaçoğlu, Kurucu AvukatBüromuz 1993'ten bu yana aile hukuku, miras ve gayrimenkul uyuşmazlıklarında dava ve danışmanlık hizmeti veriyor.
Online Görüşme Planla