Borçluların malvarlığını üçüncü kişilere devrederek alacaklılardan kaçırmaya çalışması, icra hukukunda en sık karşılaşılan ve alacağın tahsilini güçleştiren durumlardan biridir. Tasarrufun iptali davası; borçlunun haciz veya iflasından önce yaptığı ve şeklen geçerli görünen bazı tasarrufların (taşınır ve taşınmaz malvarlığı devirleri gibi) alacaklıya karşı hükümsüz sayılmasını sağlayan ve böylece alacağın cebri icra yoluyla tahsilini mümkün kılan bir icra hukuku davasıdır.
Nitekim dava kabul edildiğinde, alacaklı tasarruf konusu mal üzerinde doğrudan haciz ve satış talep edebilmekte; taşınmaz söz konusu ise, üçüncü kişi adına olan tapu kaydının iptaline gerek kalmaksızın bu taşınmaz üzerinden takibe devam edebilmektedir.
Bu yazımızda; tasarrufun iptali davasının hukuki niteliğini, dava şartlarını, hangi işlemlerin iptale konu olabileceğini, ispat ve süre kurallarını, Yargıtay uygulaması ışığında pratik ve anlaşılır biçimde ele alacağız.
Yazı İçeriği
- 1. Tasarrufun İptali Davası Nedir?
- 2. Tasarrufun İptali Davasının Şartları
- 3. Tasarrufun İptali Davasında Aciz Vesikası Dava Şartı Mıdır?
- 4. Tasarrufun İptali Sebepleri (İİK 278–280)
- 5. Hangi İşlemler Tasarrufun İptaline Konu Olur?
- 6. Tasarrufun İptali Davasında Süreler (Hak Düşürücü Süreler)
- 7. Tasarrufun İptali Davası Kimlere Karşı Açılır?
- 8. Tasarrufun İptali Davasında İspat ve Deliller
- 9. Tasarrufun İptali Davası Nasıl Açılır? (Adım Adım)
- 10. Tasarrufun İptali Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme
- 11. Davanın Sonuçları: Tasarruf İptal Edilirse Ne Olur?
1. Tasarrufun İptali Davası Nedir?
Hukuki Niteliği ve Amacı
Tasarrufun iptali davası; haciz yoluyla takipte hacizden, iflas yoluyla takipte ise iflasın açılmasından önce, borçlunun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarruf işlemlerinin alacaklıya karşı sonuç doğurmamasını sağlayan özel nitelikli bir icra hukuku davasıdır. Bu dava ile amaç, borçlunun üçüncü kişilerle yaptığı ve şeklen geçerli görünen işlemler nedeniyle alacaklının zarara uğramasını önlemek ve alacağın cebri icra yoluyla tahsilini mümkün kılmaktır.
İcra ve İflas Hukukundaki Yeri
Tasarrufun iptali davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, alacaklıyı koruyan önemli bir hukuki mekanizmadır. Dava sonucunda borçlunun yaptığı tasarruf tamamen hükümsüz sayılmaz; yalnızca davayı kazanan alacaklıya, tasarruf konusu mal üzerinde haciz ve satış talep etme yetkisi tanınır. Bu durumda malı devralan üçüncü kişi de bu cebri icra işlemlerine katlanmakla yükümlü olur. Bu yönüyle tasarrufun iptali davası, alacak hakkına dayanan ve cebri icra imkânını güçlendiren bir eda davası niteliğindedir.
2. Tasarrufun İptali Davasının Şartları
Tasarrufun iptali davasında, öncelikle davanın dinlenebilmesi için gerekli ön koşulların bulunup bulunmadığı incelenir. Bu koşullar mevcut değilse, İİK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinde düzenlenen iptal sebeplerine geçilmeden dava reddedilir.
- Gerçek ve Mevcut Bir Alacağın Bulunması
Davacının, tasarrufu yapan borçluya karşı gerçek, mevcut ve hukuken korunabilir bir alacağının bulunması gerekir. Muvazaalı veya gerçekte var olmayan bir alacağa dayanılarak tasarrufun iptali davası açılamaz.
- İcra Takibinin Kesinleşmiş Olması
Borçlu hakkında başlatılan icra takibinin kesinleşmiş olması gerekir. Kesinleşmeyen bir takip üzerine tasarrufun iptali davası açılamaz. Çünkü dava, cebri icra sürecine bağlı bir alacaklı koruma mekanizmasıdır (İİK m.277).
- Tasarrufun Borcun Doğumundan Sonra Yapılmış Olması
İptali istenen tasarrufun, takip konusu borcun doğumundan sonra gerçekleştirilmiş olması gerekir. Borç doğmadan önce yapılan tasarruflar, kural olarak tasarrufun iptali davasına konu edilemez.
- Aciz Belgesinin Bulunması (Kural Olarak)
Tasarrufun iptali davası açılabilmesi için kural olarak alacaklının elinde kesin veya geçici aciz belgesi bulunmalıdır. Aciz belgesi, borçlunun malvarlığının borcu karşılamaya yetmediğini gösterir ve alacaklı zararının varlığını ortaya koyan temel unsurdur (İİK m.277).
Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında, borçlunun aciz hâli açıkça ispatlanabiliyorsa bazı istisnai durumlarda aciz belgesi bulunmasa dahi davanın dinlenebileceği kabul edilmektedir.
3. Tasarrufun İptali Davasında Aciz Vesikası Dava Şartı Mıdır?
İcra ve İflas Kanunu’nun 277. maddesi uyarınca, tasarrufun iptali davası kural olarak elinde kesin veya geçici aciz vesikası bulunan alacaklı tarafından açılabilir. Bu nedenle aciz vesikası, tasarrufun iptali davasının temel ön koşullarından biri olarak kabul edilmektedir.
Aciz vesikası, haczedilen malların paraya çevrilmesi sonucunda alacağını tamamen tahsil edemeyen alacaklıya, icra dairesi tarafından verilen ve alacağın ödenmeyen kısmını gösteren belgedir.
Kesin aciz vesikası İİK m.143’te, geçici aciz vesikası ise İİK m.105’de düzenlenmiştir. İİK m.105 uyarınca, borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağı ile tespit edilmesi hâlinde, bu tutanak geçici aciz vesikası hükmünde sayılır ve tasarrufun iptali davasında kullanılabilir.
Kesin veya geçici aciz vesikasının bulunması, dava için bir ön koşul olmakla birlikte, bu belgenin mutlaka davanın açılmasından önce alınmış olması zorunlu değildir. Yargıtay uygulamasına göre, aciz vesikası dava açıldıktan sonra, hatta temyiz veya bozma sonrası aşamalarda dahi alınarak dosyaya sunulabilir. Önemli olan, dava tarihi itibarıyla borçlunun borçlarını ödemekten aciz durumda olduğunun ortaya konulabilmesidir.
Bunun yanında, bazı durumlarda fiilî aciz hâli aciz vesikası ile belgelenmemiş olsa dahi kabul edilebilmektedir. Özellikle borçlunun adresinin tespit edilememesi, bilinen adreslerinde yapılan araştırmalarda haczi kabil malvarlığının bulunamaması gibi hâllerde, Yargıtay içtihatlarında borçlunun aciz hâlinin gerçekleştiği kabul edilmektedir.
4. Tasarrufun İptali Sebepleri (İİK 278–280)
Tasarrufun iptali davasında, borçlunun yaptığı her tasarruf iptal edilmez. İcra ve İflas Kanunu’nun 278, 279 ve 280. maddelerinde sınırlı olarak sayılan tasarruflar iptale konu edilebilir. Bu düzenlemeler, borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı işlemleri önlemeye yöneliktir.
4.1. İvazsız Tasarruflar (İİK m.278)
Borçlunun karşılıksız olarak yaptığı kazandırmalar, bağışlamalar ve malvarlığını azaltan ivazsız işlemler iptale tabidir. Kanun, borçlunun malvarlığını bedelsiz şekilde üçüncü kişilere devretmesini alacaklıya karşı korunmaz kabul etmiştir. Bu kapsamda özellikle bağışlama, düşük bedelli devirler ve yakın akrabalara yapılan karşılıksız kazandırmalar sıklıkla iptal sebebi oluşturur.
4.2. Aciz Hâlinde Yapılan İşlemler (İİK m.279)
Borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunduğu dönemde yaptığı bazı tasarruflar iptale tabidir. Özellikle borçlunun mevcut bir borcunu teminat altına almak amacıyla sonradan rehin vermesi, vadesi gelmemiş borcu ödemesi veya alacaklılar arasında eşitsizlik yaratacak işlemler yapması hâlinde bu tasarruflar iptal edilebilir. Bu düzenleme, borçlunun belirli alacaklıları kayırmasını önlemeyi amaçlar.
4.3. Alacaklıyı Zarara Uğratma Kastıyla Yapılan Tasarruflar (İİK m.280)
Borçlunun, alacaklılarını zarara uğratma kastıyla yaptığı tasarruflar iptal edilebilir. Bu durumda borçlunun kötü niyeti ve üçüncü kişinin bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması aranır. Muvazaalı satışlar, mal kaçırma amacıyla yapılan devirler ve görünüşte gerçek olan ancak gerçekte borçlunun malvarlığını azaltmaya yönelik işlemler bu kapsamda değerlendirilir.
Konunun cezai boyutu hakkında bilgi almak için Alacaklıyı Zarara Uğratma Suçu ve Cezası başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
4.4. Yakın Akrabalara Yapılan Devirler (Kanuni Karineler)
Borçlunun eşine, çocuklarına, yakın hısımlarına veya birlikte hareket ettiği kişilere yaptığı tasarruflar bakımından kanun ve Yargıtay uygulaması bazı karineler kabul etmiştir. Bu tür devirlerde, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklıyı zarara uğratma amacını bildiği varsayılabilir. Bu nedenle yakın akrabaya yapılan devirler, uygulamada en sık iptal edilen tasarruflar arasında yer alır.
4.5. Düşük Bedelli Satışlar (Yargıtay Uygulaması)
Borçlunun malvarlığını gerçek değerinin çok altında bir bedelle devretmesi hâlinde, işlemin muvazaalı olduğu veya alacaklıyı zarara uğratma kastı taşıdığı kabul edilebilir. Yargıtay, piyasa değerine göre açıkça düşük bedelle yapılan satışları, tasarrufun iptali sebebi olarak değerlendirmektedir. Özellikle satış bedelinin ödenmediğinin veya gerçekte bağış niteliği taşıdığının tespit edilmesi hâlinde tasarruf iptal edilebilmektedir.
5. Hangi İşlemler Tasarrufun İptaline Konu Olur?
Tasarrufun iptali davasında, borçlunun yaptığı her işlem iptal edilmez. Ancak borçlunun malvarlığını azaltan ve alacaklının alacağını tahsil etmesini güçleştiren bazı tasarruflar, İcra ve İflas Kanunu’nun 278, 279 ve 280. maddeleri kapsamında iptale konu olabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan işlemler şunlardır:
- Bağışlama ve Karşılıksız Kazandırmalar
Borçlunun herhangi bir karşılık almaksızın yaptığı devirler ve kazandırmalar, kanun gereği iptale tabidir. Bağışlama, bedelsiz taşınmaz devri veya gerçekte karşılıksız olan işlemler, alacaklıya karşı korunmaz.
- Yakın Akrabalara Yapılan Devirler
Borçlunun eşine, çocuklarına veya yakın hısımlarına yaptığı mal devri işlemleri, çoğu zaman alacaklıdan mal kaçırma şüphesi doğurur. Kanun ve Yargıtay uygulaması, bu tür işlemlerde üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiğini varsayan karineler kabul etmektedir.
- Düşük Bedelli Satışlar (Muvazaalı Satış)
Borçlunun malvarlığını gerçek değerinin çok altında bir bedelle devretmesi hâlinde, işlemin muvazaalı olduğu veya alacaklıyı zarara uğratma amacı taşıdığı kabul edilebilir. Özellikle satış bedelinin gerçekte ödenmemiş olması veya işlemde bağış iradesinin bulunması hâlinde tasarruf iptal edilebilir.
- Mal Kaçırma Amaçlı İşlemler
Borçlunun alacaklılarını zarara uğratma kastıyla yaptığı tasarruflar iptale tabidir. Muvazaalı devirler, malın gerçekte borçluda kalmaya devam etmesi, görünüşte yapılan satışlar ve benzeri işlemler bu kapsamda değerlendirilir.
- Şirket Payı ve Ticari Malvarlığı Devirleri
Borçlunun şirket hisselerini, ticari işletmesini veya ticari malvarlığı unsurlarını devretmesi de tasarrufun iptali davasına konu olabilir. Özellikle şirket paylarının düşük bedelle veya yakın kişilere devredilmesi hâlinde, işlemin alacaklıyı zarara uğratma amacı taşıdığı kabul edilebilmektedir.
6. Tasarrufun İptali Davasında Süreler (Hak Düşürücü Süreler)
Tasarrufun iptali davası, kanunda öngörülen süreler içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup, sürenin kaçırılması hâlinde dava açma hakkı ortadan kalkar. Mahkeme, süre şartını tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın kendiliğinden dikkate alır.
- 5 Yıllık Süre
İcra ve İflas Kanunu’nun 284. maddesi uyarınca, tasarrufun iptali davası, iptali istenen tasarruf tarihinden itibaren 5 yıl içinde açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü olup, kesilmesi veya durması söz konusu değildir.
- İşlem Tarihine Göre Süre Hesabı
Beş yıllık süre, tasarruf işleminin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Tapuda yapılan devirlerde süre, tapu tescil tarihi; taşınır devirlerinde ise tasarrufun fiilen gerçekleştiği tarih esas alınarak hesaplanır. Sürenin başlangıcı, davanın açılabilir olduğu tarihe değil, doğrudan tasarrufun gerçekleştiği tarihe bağlanmıştır.
- Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre Farkı
Hak düşürücü süre, zamanaşımından farklı olarak tarafların ileri sürmesine bağlı değildir ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır. Zamanaşımında ise süre dolsa dahi borç sona ermez; yalnızca borcun dava yoluyla talep edilebilirliği ortadan kalkar. Buna karşılık hak düşürücü sürenin dolması hâlinde, tasarrufun iptali davası açma hakkı tamamen ortadan kalkar ve sonradan bu hakkın kullanılması mümkün olmaz.
7. Tasarrufun İptali Davası Kimlere Karşı Açılır?
Tasarrufun iptali davası, yalnızca borçluya karşı açılan bir dava değildir. Tasarrufun iptali talebi, tasarruf işleminin tarafı olan kişiler ile bazı durumlarda sonraki devralanlara karşı yöneltilir. Davanın doğru kişilere yöneltilmesi, davanın kabulü ve alacağın tahsili bakımından büyük önem taşır.
- Borçlu
Tasarrufun iptali davasında borçlu, davanın zorunlu tarafıdır. Çünkü iptali istenen tasarruf işlemi borçlu tarafından gerçekleştirilmiştir ve dava, borçlunun malvarlığını azaltan bu tasarrufa dayanmaktadır.
- Tasarrufun Tarafı Olan Üçüncü Kişi
Borçludan malı devralan kişi de davalı olarak gösterilmelidir. Dava sonucunda alacaklıya, tasarruf konusu mal üzerinde haciz ve satış talep etme yetkisi tanınacağından, bu kişi tasarrufun iptaline katlanmakla yükümlü olur.
- Kötüniyetli Sonraki Devralanlar
Tasarruf konusu malın daha sonra başka bir kişiye devredilmesi hâlinde, sonraki devralanın borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bildiği veya bilmesi gerektiği durumlarda, dava bu kişiye karşı da açılabilir. Kötüniyetli sonraki devralan, tasarrufun iptalinin sonuçlarına katlanır.
- İyiniyetli Üçüncü Kişinin Durumu
Tasarruf konusu malı, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacını bilmeyen ve bilmesi de gerekmeyen iyiniyetli üçüncü kişi yönünden tasarrufun iptali mümkün değildir. İcra ve İflas Kanunu’nun sistematiğine göre iyiniyet korunur. Bu durumda alacaklı, malın aynına değil; şartları varsa tasarrufu yapan kişi veya kötüniyetli devralanlara karşı bedel üzerinden talepte bulunabilir.
Bu nedenle, tasarruf zincirindeki kişilerin iyi veya kötü niyetli olup olmadığının tespiti, davanın sonucunu doğrudan etkileyen kritik bir unsurdur.
8. Tasarrufun İptali Davasında İspat ve Deliller
Tasarrufun iptali davalarında ispat, çoğu zaman doğrudan belgeyle değil; karineler, hayatın olağan akışı ve dolaylı deliller üzerinden yapılır. Özellikle muvazaa ve mal kaçırma kastı, çoğu durumda açık bir belgeyle değil, olayların bütününden çıkarılan sonuçlarla ortaya konulur.
- Muvazaa ve Mal Kaçırma Nasıl İspatlanır?
Borçlunun alacaklıdan mal kaçırma amacıyla hareket ettiğinin tespiti için, tasarrufun yapıldığı tarih, borçlunun mali durumu, taraflar arasındaki ilişki ve işlemin ekonomik gerçekliği birlikte değerlendirilir. Özellikle borcun doğumundan sonra yapılan devirler, borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunması ve tasarruf sonrası malvarlığının azalması, mal kaçırma kastını gösteren önemli göstergelerdir.
- Tapu Kayıtları, Banka Hareketleri ve Resmî Belgeler
Tasarrufun iptali davalarında en önemli deliller arasında tapu kayıtları, satış sözleşmeleri, banka hareketleri, ödeme belgeleri ve icra dosyası içerikleri yer alır. Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, ödemenin ekonomik gerçekliğe uygun olup olmadığı ve işlem tarihleri, mahkeme tarafından özellikle incelenir.
- Yakınlık İlişkisi ve Hayatın Olağan Akışı
Borçlunun eşi, çocukları, akrabaları veya yakın çevresi ile yaptığı tasarruflarda, Yargıtay uygulaması bazı karineler kabul etmektedir. Yakın kişilere yapılan devirlerde, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiği varsayılabilir. Ayrıca piyasa değerinin çok altında yapılan satışlar, bedelin ödenmemesi veya malın fiilen borçluda kalmaya devam etmesi gibi olgular, muvazaa karinesi oluşturur.
- Yargıtay’ın İspat Yaklaşımı
Yargıtay içtihatlarına göre tasarrufun iptali davalarında ispat, kesin ve doğrudan delillerle sınırlı değildir. Olayların akışı, ekonomik gerçeklik, tarafların ilişkisi ve tasarrufun zamanlaması birlikte değerlendirilir. Özellikle düşük bedelli satışlar, yakın akrabaya yapılan devirler ve borç doğduktan sonra gerçekleştirilen işlemler, mal kaçırma kastının varlığına karine oluşturur.
Bu nedenle tasarrufun iptali davalarında başarı, yalnızca tek bir belgeye değil; delillerin bütüncül değerlendirilmesine bağlıdır.
9. Tasarrufun İptali Davası Nasıl Açılır? (Adım Adım)
Tasarrufun iptali davası, belirli usul kurallarına tabi olup doğru strateji ile açılması davanın başarısı açısından büyük önem taşır. Aşağıda dava süreci temel adımlarıyla özetlenmiştir.
- Dava Dilekçesi İçeriği
Dava dilekçesinde; taraf bilgileri, alacağın dayanağı, icra takibine ilişkin bilgiler, iptali istenen tasarruf işlemi, tasarrufun alacaklıyı zarara uğrattığına ilişkin açıklamalar ve deliller açık şekilde belirtilmelidir. Ayrıca tasarrufun hangi hukuki sebebe (İİK m.278, 279 veya 280) dayandığı ve davanın konusu somut biçimde ortaya konulmalıdır.
- Harç ve Giderler
Tasarrufun iptali davası, nispi harca tabi bir davadır. Harç, alacak miktarı üzerinden hesaplanır. Bunun yanında tebligat giderleri, bilirkişi ve keşif ücretleri gibi yargılama giderlerinin de davacı tarafından peşin olarak karşılanması gerekir.
- İhtiyati Haciz / Tedbir İmkânı
Tasarrufun iptali davası açılırken veya dava sırasında, alacağın güvence altına alınması amacıyla ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir talep edilebilir. Özellikle tasarruf konusu malın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve davanın sonucunun etkisiz kalmaması için bu koruma tedbirleri uygulamada büyük önem taşır.
10. Tasarrufun İptali Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme
Tasarrufun iptali davalarında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi’dir.
Yetkili mahkeme bakımından özel bir düzenleme bulunmadığından, HMK’daki genel yetki kuralları uygulanır. Buna göre dava, kural olarak davalıların yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Tasarrufun iptali davası hem borçluya hem de lehine tasarruf yapılan üçüncü kişiye karşı açıldığından, davalılardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (HMK m.6 ve m.7).
Davalıların ortak bir yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, dava davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.
11. Davanın Sonuçları: Tasarruf İptal Edilirse Ne Olur?
Tasarrufun iptali davası kabul edildiğinde, borçlunun yaptığı tasarruf işlemi tamamen ortadan kalkmaz; ancak alacaklı bakımından sonuç doğurmaz. Dava, alacaklıya cebri icra yoluyla tahsil imkânı sağlayan özel bir hukuki koruma mekanizmasıdır.
Tasarrufun Geçersiz Sayılması Değil, Alacaklıya Karşı Hükümsüzlük
Tasarrufun iptali kararı, tasarrufu tamamen ortadan kaldırmaz. Tasarruf, tarafları arasında geçerliliğini korumaya devam eder; ancak davayı kazanan alacaklı yönünden hükümsüz hâle gelir. Bu nedenle iptal kararı, ayni değil nispi (şahsi) nitelikte sonuç doğurur.
Mal Üzerine Haciz ve Satış İmkânı
Davanın kabulü ile alacaklı, tasarruf konusu mal üzerinde doğrudan haciz koydurabilir ve satış talep edebilir. Taşınmaz söz konusu ise, üçüncü kişi adına olan tapu kaydının iptaline gerek olmaksızın haciz ve satış işlemleri gerçekleştirilebilir.
Üçüncü Kişinin Sorumluluğu
Tasarruf konusu malı devralan üçüncü kişi, tasarrufun iptaline katlanmakla yükümlüdür. Malın hâlen elinde bulunması hâlinde haciz ve satış işlemlerine engel olamaz. Malı elden çıkarmış olması durumunda ise, şartları oluşmuşsa sorumluluğu bedel üzerinden gündeme gelebilir.
Bedel Üzerinden Tahsil
Tasarruf konusu malın aynen haczi mümkün değilse (örneğin malın elden çıkarılması veya tüketilmesi hâlinde), alacaklı tasarruf konusu malın değeri üzerinden tahsil imkânına sahip olabilir. Bu durumda davalı üçüncü kişi, malın değeri oranında sorumlu tutulabilir.
Sonuç ve Hukuki Değerlendirme
Tasarrufun iptali davası, alacaklının alacağını tahsil edebilmesi bakımından icra hukukunun en önemli ve etkili koruma yollarından biridir. Özellikle borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere devrederek alacaklıdan mal kaçırmaya çalıştığı durumlarda, bu dava alacaklıya güçlü bir hukuki imkân sunar ve cebri icra sürecini yeniden işler hâle getirir.
Tasarrufun iptali davası, mal kaçırmaya karşı başvurulabilecek en etkili hukuki yollardan biridir. Borçlunun görünüşte geçerli olan tasarrufları, alacaklı bakımından hükümsüz hâle getirilerek, tasarruf konusu mal üzerinde haciz ve satış yoluyla tahsil imkânı sağlanır. Bu yönüyle dava, alacaklının zarara uğramasını önleyen stratejik bir koruma mekanizması niteliğindedir.
Bu davada zamanlama büyük önem taşır. Borçlunun malvarlığını devrettiğinin öğrenilmesi hâlinde, hak düşürücü süreler geçirilmeden ve deliller zayıflamadan dava açılması gerekir. Özellikle icra takibinin kesinleşmesi ve borçlunun aciz hâlinin ortaya çıkmasından sonra gecikmeden harekete geçilmesi, davanın başarısı açısından belirleyici rol oynar.
Tasarrufun iptali davaları, teknik bilgi ve uygulama tecrübesi gerektiren karmaşık davalardır. Davanın doğru kişilere yöneltilmesi, delillerin doğru şekilde toplanması ve hukuki sürecin usulüne uygun yürütülmesi, hak kaybı yaşanmaması bakımından büyük önem taşır. Bu nedenle sürecin, alanında uzman bir hukukçu tarafından yürütülmesi, alacağın tahsili ve davanın başarıyla sonuçlanması açısından kritik bir avantaj sağlar.


İyi çalışmalar
2014 te tanzim edilip, ödeyemediğim bir borçtan ötürü icraya verildim, halen maaşımdan 1/4 kesinti var.
Varlık şirketi 8 yıllık borcumdan dolayı 2022 kasım ayında Tasarrufun iptali davası açtı.
Aralık ayında ilk duruşma görülüp, 24 ocağa 2. duruşma tarihi verildi
Borcun doğduğu tarihten (2014) yani 8 yıl sonra dava açılması İİK 284 e aykırı değil midir?
Hakime bu durumu söylememe rağmen mahkememiz görülüyor.
Bu konu hakkında beni aydınlatırsanız minnettar olurum.
İyi çalışmalar